Kadınlar sıcak nasıl

Kadınlar nasıl boşalır soruna bu yazımızda kadınların orgazm olma durumlarını ve orgazm olduktan sonra neler yaşadığını detaylı şekilde anlatacağım. Bazı kadınlar için tek başına deneyim veya bir partnerle birlikte yaşanmış olabilir. Öncelikle vajinanın ön duvarında iki eklemi ile ilgili G noktasına dikkat çekmek istiyorum. Hamilelik sırasında sıcak basmaları hakkında da daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Fakat genç kadınlarda sıcak basmalarını tedavi etmenin en iyi yolu ortaya çıkışlarını tetikleyen sigara içmek, alkol istismarı, aşırı sıcaklıklar, kafeinli içecekler, çikolata, acılı baharatlı yiyecekler vb faktörleri kontrol etmektir. 29.Kas.2019 - Orta Yaşlı Kadınlar Nasıl Giyinmeli Mode ve güzellik sokağı Dildo ile daha fazla zevk nasıl alınır? Dildo'yu sabit bir yere koyun, oturtun. Mesela yere. Daha sonra dildonun üstüne oturun, kendinizi hafif yukarı kaldırın, daha sonra yere doğru inin. Böylece daha fazla zevk alacaksınız ve eliniz de yorulmayacak. Bazı kadınlar arkalarından daha fazla zevk alırlar. Sıcak hava seks isteklerimi nasıl etkiler. OLUMLU ETKİLERİ: Sıcak havalarda kadınlar daha açık giyiniyorlar ister istemez. Bu durum da vücudu güzel olan kadınları görebilme imkanı sağlıyor. Güzelliği ve estetiği gördüğünüzde hormonlarınız daha iyi çalışıyor. Antik Yunan’dan beri yalnızca yemek için değil güzellik ve bakım içinde kullanılan bu değerli hazine hala kadınlar için vazgeçilmezdir. İşte bu yüzden size sıcak zeytinyağı masajının tarifini vereceğim. Sıcak zeytinyağı masajı; cildimizi dinlendirir, rahatlatır, yumuşaklaştırır, pürüzsüz bir hale getirir. Kadınlar yatakta genelde flört oyunlarıyla erkekleri etki altına almayı tercih eder. Ateşli ve uzun bir gece geçirmek istiyorsanız, gecenin hazırlıklarına sabahtan başlamalısınız. Erkeğin cep telefonuna göndereceğiniz gizemli ve arzu hissi uyandıran sıcak bir mesaj, bilinçaltında onun gecenin hayalini kurmasını temin ... Sıcak Patates Salatası Nasıl Yapılır? Çıtır Çıtır El Açması Börek Tarifi. Yapımı Pratik Kuru Börek Tarifi. Mantar dolması tarifi. Daha Fazla Göster. Mantar dolması tarifi. Közlenmiş kırmızı biber çorbası tarifi. Tulum peynirli makarna tarifi ... Kadınlar nasıl tahrik olur, nasıl azdırılır en ince detaylarını paylaştık. ... cinsel ilişkide erkeklere göre oldukça seçicidirler ve yakından tanımadığı bir bireyle cinsel ilişkiye pek sıcak bakmazlar. Erkekler ise duygusal anlamda bir şey hissetmeksizin istekli olduklarını rahatça söyleyebiliyorlar. Bu sebeple ... Kadın&Sanat bloguma hoşgeldiniz, burada etaminden, el nakışına, yemek tariflerinden Nasıl Yapılır videolarına kadar bir sürü şey bulabilirsiniz. Ayrıca Anne&Bebek köşemizde hamilelikten bebek bakımına kadar bir sürü güzel bilgiyi sizlerle paylaşacağım.

En İyi Su Arıtma Cihazları ve Markaları Hangileri - 2020 GÜNCEL

2020.10.02 11:02 buzsuaritma En İyi Su Arıtma Cihazları ve Markaları Hangileri - 2020 GÜNCEL

https://www.buzsu.com.ten-iyi-su-aritma-cihazi-hangisi

En İyi Su Arıtma Cihazı

En iyi su arıtma cihazları hangileri? İş yerim için hangi marka su arıtma cihazı almalıyım? Ev tipi en kaliteli su arıtma cihazı hangisi? En iyi su arıtma cihazı tavsiyeleri nelerdir? Tüm merak ettiğiniz konulara değineceğiz.
Bugün sizler için hangi su arıtma cihazını almalıyım sorusuna cevap vermeye çalışacağız. Bir çok kişi su arıtma cihazı alırken hangisini almalıyım, En iyi su arıtma cihazı, nasıl bir cihaz almalıyım? Alıcıların çok fazla bilgim yok yanlış bir cihaz almak istemiyorum gibi aklında sorular oluşmaktadır. Bizlerde bu tür kullanıcılara yardımcı olmak amacıyla su arıtma cihazlarının bazı püf noktalarından bahsetmek ve bu sayede bilgisi olmayan alıcılara da bu şekilde yardımcı olmak istiyoruz.
Su arıtma cihazları, şebeke veya damacana sularını arıtmak için ev tipi veya sanayi tipi modellerde üretilmektedir. Farklı çalışma prensipleri ve tiplerde tasarlanan su arıtma cihazı fiyatları, özelliklerine göre farklılık gösterir. Su arıtma cihazı fiyatı, filtre sayısına göre de değişir.
Su arıtma cihazı alacaksanız iyi markalar arasında Buzsu Arıtma, Conax, Comtech, Puretech AQUA gibi NSF sertifikalı ürüne sahip firmalar vardır. Üstün teknoloji ürünlere sahip alkali su üreten cihazlara sahip markaların Cihazları ve Filtre setlerinin orijinal ürünlerini inceleyerek sitemizden satın alabilirsiniz.
Peki, en iyi su arıtma cihazı hangisidir? En iyi su arıtma cihazı nasıl seçilir? En İyi Su Arıtma Cihazı Filtresi Hangisidir?
2020 su arıtma cihazları arasında en çok verim alınan ve 2019 yılının da trendleri olan markaları size tanıtmak istiyorum. İş yeri için ve ev için olmak üzere iki farklı açıklama yapacağım.
Bu markaları tanıtırken öncelikle;
gibi yönleri ele alınacaktır.
En İyi Su Arıtma Cihazı Hangisi(Ev için)?
Eviniz için hangi su arıtma cihazını almalıyım diyorsanız veya hangi markayı alacağınız da kararsız iseniz okumaya devam edin. Bu aşamada çok dikkat etmeniz gereken bir püf nokta vardır.
Ev su arıtma cihazları iki çeşittir. Tezgah üstü ve tezgah altı olmak üzere.Yani tezgah delinerek musluk takılması sonucu çalışan ve direk tezgah üstü su arıtma cihazları vardır. Eğer kiracı iseniz veya tezgahınızı deldirmek istemiyorsanız sizlere tezgah üstü su arıtma cihazlarını tavsiye edebilirim. Verimlilik açısından en iyi su arıtma cihazı ise pompalı ve tezgah altı cihazlardır. Sizler için ürünlerin açıklamalarının yazdığı en ucuz ve uygun fiyatlı filtreli 4 adet ürün linkini paylaşıyorum.

Ev Tipi En İyi Su Arıtma Cihazı Tavsiyesi

Su arıtma cihazı tavsiye konusun da her alanda her mecrada araştırmalar yaptınız , su arıtma tavsiyesi hakkında bir sürü makale okudunuz buna rağmen aklınızdaki sorulara cevap bulamadıysanız doğru yerdesiniz. Su arıtma cihazı tavsiye yazımızda sizlere en popüler , en kullanışlı , en maliyetli ve en çok tercih edilen su arıtma cihazlarını tanıtacağım. Pompalı yada pompasız açık yada kapalı kasa hangi su arıtma cihazını tavsiye edersiniz sorusuyla aklınızı meşgul etmeyin.
En iyi su arıtma cihazı tavsiye 1: Optima Su Arıtma Cihazı
📷Su Arıtma Cihazlarının Bir Numarası; Su arıtma cihazlarının en iyilerinden biridir. Şık bir tasarıma sahiptir. Kullanımı oldukça kolaydır. Ev ve iş yerlerinizde tezgah altı olarak bu cihazı gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Alan işgal etmez. Estetik açıdan da rakiplerine göre bir adım öndedir. Alanının en iyilerinden biri olmasına rağmen fiyatı diğer arıtma cihazlarına göre oldukça uygundur. Optima su arıtma cihazı kalitenin enlerindendir. Kullanıcılar tarafından yapılan yorumlarla da en iyi cihazlardan biri olduğunu kanıtlamıştır. Cihazınızı tezgah altı kullandığınız zaman, tezgah altında karışıklığa ve kötü bir görüntüye sebebiyet vermez. Özellikleri ve kalitesi kendini kanıtlamıştır. Üstelik en çok tercih edilen ürünlerden biridir. Ürünü İncele
2: Puretech Yakut Su Arıtma Cihazı
📷Alanının En iyisi; Tasarım Harikası; Üreticileri tarafından insan sağlığı açısından her ayrıntı düşünülerek üretilen en iyi su arıtma cihazıdır. Membran filtrenin ayırdığı yararlı mineralleri son aşamada suya tekrar ekleyebilme özelliğine sahiptir. Tezgah altı kullanılabilmektedir. Yakut serisi oldukça kaliteli bir seridir. Su arıtma cihazı alırken tercihleriniz arasında ilk sıraları kesinlikle hak eden bir cihazdır. Kalitesini ve alanın en iyisi olduğunu kanıtlamıştır. Kullanıcılar tarafından daima memnuniyetle ve güzel yorumlarla karşılaşmıştır. Yakut su arıtma cihazı serisi çok şık bir tasarıma sahiptir. Yalnızca görünüm açısından değil her açıdan en kaliteli ve kullanışlı cihazlardan biridir. Kullanıcılar yüzde 99’luk kısmı tarafından tavsiye edilmektedir. Bu kaliteyle tanışmak sizin de hakkınız. Fiyat ve kullanım açısından en iyisidir. Ürünü İncele
3: Ravent Cool Su Arıtma Cihazı
📷Su Dostu, Alanının Gözdesi; Su arıtma cihazları arasında istisnasız en iyisidir. Evlerinizde gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Düşünmeden alabileceğiniz cihazlardan biridir. Kaliteli ve sağlıklı su içmek isterseniz tercihiniz kesinlikle Ravent Cool’dan yana olmalıdır. Oldukça şık bir tasarıma sahiptir. SAB RV Cool 6-A Class olarak da bilinmektedir. Kullanıcılar tarafından su arıtma cihazlarının en iyisi olarak yorumlanmıştır. Hakkında neredeyse hiç şikayet bulunmamaktadır. Su arıtma kapasitesi oldukça yüksektir. Üstelik diğer cihazlara arasında atık suyu en aza indiren cihazlardandır. Su israfına son verecek oldukça önemli bir cihazdır. Arıza konusunda sıkıntı çektirmez. Gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz, su israfı anlamında da en iyi cihazlardan biridir. Tam bir fiyat-performans ürünüdür. Bir çok özelliği sayesinde rakiplerinden bir adım öndedir. Sağlıklı suya kavuşmak için en iyi aracıdır. Ürünü İncele
4:Comtech EW 510B Su Arıtma Cihazı
📷Ergonomik ve şık tasarımı ile rahatlıkla kullanabilceğinizi bir cihazdır. Dar mutfak tezgahı altlarında çok fazla yer kaplamayan yapısı ile harika bir tasarruf sağlamaktadır. En avantajlı yönlerinden bir tanesi pis su atık miktarının çok düşük olmasıdır. Elde ettiği kaliteli ve lezzetli su ile sizleri memnun edecektir. Fiyat aralığı olarak biraz yüksek gelebilir ancak en iyi kalitede suya sahip olmak için verilmeyecek fiyatlar değildir.

İş Yeri İçin En İyi Su Arıtma Cihazı Hangisi?

İş yeriniz için su arıtma cihazı almak istiyorsanız bu durumda dikkat etmeniz gereken bir kaç püf noktadan ve tavsiye ürünleri paylaşmak istiyorum.
İş yerinizde çalışan personel sayısına göre su arıtma cihazınızı seçmelisiniz. Örneğin günde 100 litre su tüketen bir iş yeri için orta ölçekli bir arıtma cihazı alınabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Eğer 100 litre kadar su tüketiliyor ise sebil özellikli su arıtma cihazı kullanmak size avantaj sağlar. Avantajları: -Her mevsim istediğiniz suya erişebilirsiniz. -Kış aylarında sebil sıcak su bölmesini aktif kullanabilirsiniz. -Yaz aylarında ise buz gibi ve arıtılmış su içebilirsiniz. -Buzdolabı veya ocak kullanmak zorunda kalmazsınız. -Diğer sebil modellerinde olduğu gibi damacana taşımak zorunda da olmazsınız. -7/24 sıcak ve soğuk suya sahip olursunuz.
İş yeri tipi en iyi su artıma cihazı: Tezgah Üstü Su Arıtma Sebili
İş yeri tipi en iyi su arıtma sebili: Arıtmalı Su Sebili - Sıcak ve Soğuk
Cafe, Lokanta, Kahvehane, Ofis vb: Lifetech TL-400 Su Arıtma Cihazı
En İyi Su Arıtma Cihazı Fiyatları
En iyi su arıtma cihazlı fiyatları NSF sertifikaları, Water Quality belgeleri, garanti süreleri, arıtma kapasiteleri, filtre kaliteleri ve ömürlerine göre değişkenlik göstermektedir. En iyi su arıtma cihazı fiyatlarını etkileyen başlıca faktörler bunlardır.
Su arıtma cihazları sahip olduğu arıtma özelliklerinin yanı sıra farklı hizmetler sunmakta. Suda ki zararlı minerallerin yanında filtrelenen yararlı mineralleri yerine koymak amacıyla bir çok filtre kullanılmakta ve suyun pH değeri artırılarak üstün kaliteli su haline getirilmektedir. Firmamız Buzsu Arıtma kaliteden ödün vermeden müşteri memnuniyetini gözeterek en iyi su arıtma cihazları ile hizmet vermektedir.
Yukarıda tavsiyede bulunduğumuz ürünler Donanım Haber, Ekşi sözlük ve Kadınlar kulübü gibi forum ve platformlarda en çok önerilen ve tercih edilen ürünlerin başında gelmektedir.
Müşteri yorumları sizler gibi alacak müşterilerimizin fikir sahibi olmalarına yardımcı olmaktadır. En iyi su arıtma cihazı yorumları için ürünlerimiz altıdaki yorumlar bölümünden yorum yapabilirsiniz.
En iyi su arıtma cihazı markaları arasında 2018, 2019 ve 2020 yıllarında trend olan ve şikayet almayan ürünlerimizi ev tipi ve iş yeri tipi su arıtma cihazları altındaki tavsiye linklerin de bulabilirsiniz. (Yukarıda)
En ucuz su arıtma cihazı pompalı model olarak Conax marka tercih edebilirsiniz.
Dünyanın en iyi su arıtma cihazı hangisi diye soranlar için en iyi göreceli bir kavramdır. Ancak piyasadaki en iyi su arıtma cihazı Puretech Yakut Serisi ürünüdür. En iyi su arıtma cihazı filtresi veya filtreleri LG marka ve USA menşeili filitrelerdir. En uygun su arıtma cihazı fiyatları yaklaşık olarak 300, 350 Tl'den başlamaktadır.
En iyi su arıtma cihazı kullanıcı yorumları için ürün altındaki yorumlar kısımına bakabilirsiniz.
Şimdi dünyanın en iyi su arıtma cihazı olarak Puretech Yakut Serisini önermiştik. Ancak dünyanın en iyi su arıtma cihazı gelişen teknolojiler ve arge çalışmalarının üzerine değişmiş bulunmakta. Peki o zaman dünyanın en iyi su arıtma cihazı hangisidir?

Dünyanın En İyi Su Arıtma Cihazı

Dünyanın en iyi su arıtma cihazı ve 2020 yılının trend cihazı NaturalsNet Antibakteriyel Su Arıtma Cihazıdır. Sağlık ve hijyen koşullarının üst seviyede tutulması gereken günümüz dünya koşullarında paranızı çöpe atmayacağınız bir üründür. Şık tasarımı ile göz dolduran, lezzetli ve yüksek ph değerine sahip su üretene bu su arıtma cihazı sizleri memnun bırakacaktır.
NaturelsNet Antibakteriyel Su Arıtma Cihazı diğer su arıtma cihazlarında olmayan yada tam fonksiyonel çalışmayan eksileri giderilerek tasarlanmıştır. Sizler için cihaz linkini aşağıya bırakıyorum.
Link:Dünyanın En iyi Su arıtma Cihazı NaturelsNet
Su Arıtma Cihazı Markaları
Su kimyasal yapısından ve akıcılığından ötürü yeraltından çıkıp bize ulaşana kadar geldiği yol süresince karşısına çıkan klor,kireç gibi ağır metalleri, virüsleri, mikropları kendi içine katar. Su arıtma cihazının yorumlarında da görüyoruz kullanıcıya suni ve zararlı bir yöntemmiş gibi geliyor, ama suyu arıtmak çocuklarımız ve bizim için güvenle su içebilmemizi gerçekleştiren bir işlemdir.
Suyu arıtmanın asıl nedenlerinden biri günümüzde artış gösteren nüfus yoğunluğu sonucu ortaya çıkan kirli suyun artması ve temiz su ihtiyacının fazlalaşması kaynaklıdır. bundan sonra suyu arıtmasının yetersiz kalması ve insan nufüsündan kaynaklı natural olmayan kirlenmedir.
Bunun dışında içme suyumuzu arıtma amacımız renk ve kokulardan kurtulmak; klor,kireç gibi ağır metallerden arındırmak; mikropları gidermek ,asitlerden temizlemek ve suyu yumuşatmaktır.
Suyu arıtmak amacıyla belli başlı işlemlerden geçirmemiz gerekmektedir. Arıtma sistemlerinde ilk işlemler klor, kireç gibi ağır metaller, tortu vb. maddeleri süzmesi, ikinci olarak elinizde kaliteli bir su arıtıcı sistemi varsa natural mineral taşlarından meydana gelen mineral filtreden geçerken suya mineral katan bir filtresi bulunuyor ancak bu işlemler kalitesine, aygıt fiyatına ve çoğu etkene bağlı olarak değişmektedir. En iyi su arıtma cihazı fiyatları genelde ortalama fiyatlardan biraz yukarıda olmaktadır.
Su arıtma cihazı üreten markaların bazıları;
  1. Aqua
  2. AquaLine
  3. Ameripure
  4. Conax
  5. Spring Water
  6. Lifetech
  7. Atlas Filtre
  8. LG
  9. Puretech
  10. Comtech
  11. BlueHouse
  12. Brita Maxtra
  13. Berraksu
  14. Delonghi
  15. Woongjin Eversky
  16. Amway
  17. Mitsubishi Cleansui
  18. BMB
  19. Fakir
  20. Royal Green
  21. Tecflo
  22. Aysu
  23. Sew Whiz
  24. Raks
  25. Hoover
  26. Arçelik
  27. Hyundai
  28. Water Point
  29. Waternet
  30. Zanussi
  31. Elitev
  32. Aquasoft
  33. Dyson
  34. Aqua For Life
  35. Hotpoint-Ariston
  36. AO Smith
  37. Conti
  38. LotusWater
  39. Samsung
Sıkça Sorulan Sorular:
En iyi su arıtma cihazı kaç filtreli olmalıdır? Su arıtma cihazları en az 8 filtre aşamalı olmalıdır. Çünkü arıtma esnasında filtrelenen sular da yararlı mineraller de kalmaktadır. Bu mineralleri yerine koymak için tatlandırıcı benzeri filtreler kullanılmaktadır.
En iyi su arıtma cihazı nereden alınır?Kaliteli sorunsuz ve iyi su arıtma cihazı nereden nasıl alınır , sorusunun cevabı belli aslında. Ücretsiz kargo, ücretsiz kurulum ve yüksek müşteri memnuniyetimizle firmamızı tercih edebilirsiniz. Firmamızın diğer pazar yerlerindeki yorumlarını okuyarak mutlu müşterilerimizi ve olumlu yorumlarını görebilirsiniz.
Ayrıca uygun fiyat politikası ile alacağınız her ürünü karşılaştırabilirsiniz. Fiyatlarımıza ve hizmetlerimizin kalitesine güveniyor ve sizlere mutlu bir alışveriş garantisi sunuyoruz. 7/24 tam destek sağlıyor tüm sorularınıza net açık cevaplar veriyoruz. Hemen şimdi arayarak sorularınızın giderilmesini sağlayabilirsiniz.
En iyi su arıtma cihazı nasıl olmalıdır? Kullanışı kolay, az yer kaplamalı, tankı küçük olmamalı, filtreleri kolay sökülüp takılmalı ve belgeleri tam olmalıdır.
Nasıl bir cihaz alınmalı?
·Son teknolojik su arıtma cihazlarında su kesintisi dahi size yetecek kadar belli oranlarda su vermeye devam eder.
·Kompakt tasarımı ile küçük olan cihazlar daha kullanışlı ve daha özel kaplamaktadır.
·Sahip olduğu side stream teknolojisi sayesinde cihazlar klasik membran'a göre 1,5 kat daha uzun ömürlüdür. Aynı zamanda daha az elektrik tükettiği için maddi anlamda da uzun vadede size katkı sağlar.
·Performans takip sistemi sayesinde akıllı teknolojik bir üründür. Dijital fitre göstergesi ile beraber cihaz ihtiyaç duyduğu zaman filtre değişimi için kullanıcıyı uyarmaktadır. Böylelikle filtre değişmeyen makinalarda oluşan olası arızalardan dolayı cihazda arızaya maruz kalınmaz.
·Buzsu arıtma cihazları patentli teknolojiye sahip ve çevre dostudur.
·Buzsu arıtma cihazlarında yer alan özel teknoloji sayesinde ultraviyole ışınları kullanılarak klasik cihazlara göre daha fazla hijyen koruması sağlamaktadır.
Pompalı ve pompasız su arıtma cihazı arasında ki fark nedir ?
Su arıtma cihazları fabrikada üretilirken pompalı ve pompasız olmak üzere ikiye ayrılarak üretilmektedir.Sebebi ise; su arıtma cihazlarının çalışabilmesi için en az 4 barlık bir su basıncına ihtiyaç vardır.Eğer 4 barlık su basıncı yok ise su arıtma cihazlarının çalışması imkansızdır.
Bu durumda ise pompalı sistem devreye girerek su basıncı düşük olan yerlerde su basıncını sabitleyerek cihazın daha rahat çalışmasını sağlamaktadır. Özellikle Türkiye'nin doğu bölgelerinde ve köy vb yerlerde su basıncı çok düşmektedir.Bizler bu bölgelerde pompalı su arıtma cihazı kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Eğer sizinde böyle bir durumunuz var ise basıncınız çok düşük ise pompalı su arıtma almak zorundasınız ama normal ise pompasız bir su arıtma cihazı çok rahat olarak işinizi görecektir.
Açık kasa ile kapalı kasa arasında ki fark nedir ?
Özellikle belirtmek isteriz ki açık kasa ile kapalı kasa arasında arıtma kalitesi olarak hiçbir fark yoktur.Böyle bir üretimin olmasının sebebi tezgahın altında yer sıkıntısı olan kişiler için özel olarak üretilmiştir.Kapalı kasa su arıtma cihazlarının tüm parçaları içindedir.Ama açık kasada ise tank ve cihazın ana gövdesi ayrı olduğu için çok fazla yer kaplamaktadır. Ayrıca şunu da belirtelim ki açık kasa su arıtma cihazları geliştirilebilir bir alt yapısı bulunmaktadır.
Kapalı kasanın iç haznesi dar olduğu için en fazla olarak 6 veya 7 filtre konulmaktadır ama açık kasada ise istediğiniz kadar filtreyi koyabilirsiniz.Seçim yaparken bunu da düşünmenizi isteriz. Filtre kalitesi nedir ve süresi nasıl olmalıdır ? Son zamanlarda internete baktığımız zaman çok fazla filtre ve fiyat farkı bulunmaktadır.
Çin malı su arıtma filtrelerinin ucuz olmasının tek sebebi doluluk oranlarının çok düşük olmasıdır.Normalde bir filtrenin en az doluluk oranı %80 olması gerekirken maliyeti düşürmek adına %20 lere kadar düşürerek ucuza filtre satmaktadırlar.
Bunun size ne gibi zararı olur derseniz Doluluk oranı yüksek olan filtrenin ömrü 6 ile 8 ay arasında iken doluluk oranı çok düşük olan filtre en fazla 1 ay olmaktadır.Ve tam dolu olmadığı için tam olarak arıtma yapmaz.Ve bunun sonucunda her ay filtre alarak maddi açıdan sizi ciddi olarak zorlamaktadır.
Plastik Kalitesi Nasıl Olmalıdır? Su arıtma cihazı gördü iseniz bir çok parçası plastiktir. Bu sebepten dolayı plastik kalitesi su arıtma cihazında çok önemlidir.Çin malı su arıtma cihazlarında atık plastikten üretim yapıldığı için çok ucuz fiyatlara satılmaktadır.Plastik kalitesi sınıflamasında 5.sınıf plastik en iyi plastik yerine geçmektedir. PE Polietilen'in kısaltmasıdır.
En güvenli plastik türü olarak kabul edilir.Bu sebepten dolayı ucuza su arıtma cihazı alayım derken atık plastikten üretilen su arıtma cihazı almanız sonucunda ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu tür atık plastikler yosunlaşma vs yaptığı için ayrıca bakteri oluşumunu sağladığı için dikkat etmeniz gerekmektedir.
Çelik kalitesi nasıl olmalıdır? Su arıtma cihazlarının 2 parçası çeliktir.İlki cihazın tankıdır. Tank kesinlikle nfs onaylı olup çelik ve paslanmaz olması gerekmektedir. Aksi taktirde tank suyu beklettiği için tankta paslanma ve yosunlaşma olacaktır.Buda bekletilen suyun bakteri oluşmasını sağlamaktadır.Bu sebepten dolayı dikkatli olmanızı tavsiye ediyoruz.
Filtrasyon sistemlerini nasıl seçmeliyiz ? Su arıtma cihazları genellikle 5 aşamalı pompalı ve pompasız olarak üretilmektedir.Ama gelişen teknoloji ile yeni yeni filtreler çıkmıştır.
Mesela mineral bakımından zengin bir su istiyorsanız mineral filtre veya alkali değeri yüksek bir su istiyorsanız alkali filtre veya evde bebeğiniz var ise infrared yani detox filtre gibi filtreleri takarak suyu istediğiniz kalite ve seviyeye getirebilirsiniz.
Filtrelerin marka ve üretim yeri neresi olmalıdır ? Su arıtma cihazlarının genellikle üretim yerleri Tayvan olmaktadır ama üretim patenti ise İtalya,Amerika ve almanya'dır. Bu yerlerde işçilik çok fazla olduğu için büyük firmalar fabrikalarını Tayvan gibi ülkelere taşımışlardır.Filtrelerde yukarıda da belirttiğimiz gibi doluluk oranları çok önemlidir. Doluluk oranı çok düşük filtreleri ucuz diye sakın ola almayınız.Bu sizler için için büyük bir kayıp ve hüsran olabilir.
En İyi Su Arıtma Cihazı Hangisidir?
En Kullanışlı Su Arıtma Cihazı, sudaki sağlıklı mineraller dışında zararlı maddeleri arıtabilen cihazlardır. Mineral dengeleyici filtreye sahip cihazlar, en iyi su arıtma cihazları arasında yer alır.
İdeal değerde mineral ve pH filtreler içeren cihazlar da iyi cihazlardır. Bu sebeple güvenilir ve sertifikalı su arıtma cihazı çeşitleri tercih edilmelidir. Firmanın kalite belgeleri, cihazın garanti süresi ve cihazın filtrasyon aşamaları en iyi su arıtma cihazı için önemli kriterlerdir.
En Verimli Su Artıma Cihazı Nasıl Seçilir? Su arıtma cihazları kullanım amacı verim ve tank kapasitesine farklılık gösterir. Bu sebeple su arıtma cihazı seçerken birçok faktörün ele alınması gerekir. Özelliklerine ve tasarımlarına göre fiyatları değişen su arıtma cihazlarının fiyatlarını etkileyen en önemli faktör fitre sayısıdır.
Su arıtma cihazı modelleri farklı işlevlerde üretilir. Bu faktör, su arıtma cihazı fiyatları için önemli bir kriterdir.
Su arıtma cihazı nasıl seçilir sorusuna birçok cevap verilebilir. Öncelikle en doğru su arıtma cihazı için kullanım ihtiyaçları belirlenmelidir. Ev, iş yeri, ofis veya fabrika ortamlarında farklı su arıtma cihazları tasarımları vardır.
Örneğin; ev tipi su artıma cihazı için genellikle tezgah altı modeller tercih edilir. Bu modelin en büyük avantajı, mutfak tezgahı üzerinde yer kaplamamasıdır. Lavabonun altındaki dolaba yerleştirilerek su arıtma sağlar.
Ofis tipi su arıtma cihazı ve sanayi tipi su arıtma cihazı da farklı modellerde tasarlanır. İş yerinin su ihtiyacına uygun su arıtma kapasitesi olan cihazlar seçilmelidir.
En İyi Su Arıtma Cihazı Filtresi Hangisidir?
Su arıtma cihazları farklı sayılarda filtrelere sahiptir. Üç ila 9 aşamalı filtresi bulunan farklı modellerde su arıtma cihazları vardır. Her aşama, cihazdaki bir filtreye tekabül eder.
Su arıtma cihazlarında yaygın olarak kullanılan filtre türleri sırası ile şunlardır; sediment filtre, blok karbon filtre, aktif karbon filtre, membran filtre ve son olarak post karbon filtre, farklı türdeki filtrelerin su arıtma özellikleri de farklıdır.
Su arıtma cihazı alırken hangi türde filtre içerdiği; filtrenin suyu nasıl arıttığı gibi özelliklerine dikkat edilmelidir.
Özellikle Filtre seçimine dikkat ederken Water Quality ve NSF sertifikasına sahip mi kontrol ediniz, hatta bu sertifikaları sitelerinden sorgulayınız. Bu sertifikaya sahip ürünler sağlığınız ve su hijyeni için önem arz etmektedir.
Tavsiye Ürün: Manyetik Kireç Önleyici Tavsiye Yazı: Membran Filtre Nedir? Tavsiye Yazı: Tds Nedir? Nasıl Ölçülür? Tavsiye Yazı: Su Arıtma Cihazları Arıza Nedenleri ve Çözümleri
En iyi su arıtma cihazı bms - En iyi su arıtma cihazı hangi marka - En iyi su arıtma cihazı rainwater
submitted by buzsuaritma to u/buzsuaritma [link] [comments]


2020.09.18 03:33 RaufYildirim Türkiyede yaşanılabilecek ortalama br hayatın özeti.

48 saat içerisinde seni ortaya çıkaracak olan iki gamet hücresi birleşiyor ve anlık kimyasal reaksiyonlar ile seni sen yapacak bir zigot ortaya çıkıyor. Büyüyorsun, hücrelerin sayılarını çoğaltıp yavaş yavaş doku topluluklarını oluşturmaya başlıyor, seni karnında taşıyan annen ve seni her daim koruyacak olan ya da bunu beceremeyecek ve hatta sana karşı gaddarlaşacak olan baban senin varlığınla mutlu ve heyecanlılar, imkanları el verdikçe kendilerini ve senin yaşam alanını hazırlıyorlar.
Koskoca 9 ay geliyor anneni yatırıyorlar, senin kalp atışlarının 200'ün üstüne çıkmasını bekliyorlar ve damar yoluyla Pitocin vererek doğumunu hazırlıyorlar ya da bunların hiçbirisini yapmıyorlayapamıyorlar ya da tıpkı benim yaşadığım gibi hayati bir risk taşıyan gebelik hastalığı seni vuruyor, sersemletiyor ve ilk yaşam sınavını veriyorsun. Ama sen ne olursa olsun doğuyorsun, kordonunu kesiyorlar, seni kontrol ediyorlar, burnunu açıyorlar, annene ve sana bez bağlayıp koruyucu bir cihazın içine koyuyorlar, baban sana bakıyor ya da kucağına alıyor, önce seviniyor ve gururlanıyor, ardından gerçekler yüzüne vurduktan sonra aklını binbir türlü düşünceler ve endişeler kaplıyor ne de olsa burası Türkiye nam-ı diğer Dert kafesi ya da Tımarhane artık ne diye çağırırsan.
İlklerle dolu yıllarını geçirdikten sonra 7 yaşına kadar kişiliğin değişiyor, Almanyada kutlamalarla insanlar okula giderken sen endişeler, baskılar içerisinde ve ağlayarak gidiyorsun, baskı görüyorsun hem ailenden hem dışarıdan çünkü Türkiye tımarhaneler ülkesi. 9, 10, 11, 12 yaşlarına kadar geldin derken cinsel organını keşfediyorsun ama o esnada parasızlık, hayaller, baskı, başarısızlık, eziklik, güçsüzlük ve aile bireyleri seni daha çok genç olmana rağmen senin kişiliğini yok ediyorlar ve sen organınla adeta bir enstrüman gibi oynamaya başlıyorsun. Keman ile Paganini çalmak nasıl bir duygu ise sende organınla hayallerine erişiyorsun ve tebrikler! Yepyeni alışkanlıklar kazandın artık Avustralya da yaşıtların haftasonu surf yaparken sen kendini saatlerce kötü bir bilgisayarda takılarak ve kendine ister istemez dikkat edemeyerek kilolu, asosyal, umutsuz ve hayattan beklentileri olmayan bir kişiliğe dönüşüyorsun ve böyle olman çok normal çünkü dışarıda insanlar zaaflarını kullanarak zorbalıkta çığır açmış, kimse seninle ilgilenmiyor, ailen geleceğin hakkında seni çok korkutuyor ve yetmezmiş gibi gereksiz baskılar uygulayıp seni adeta bir köleye çeviriyor. Hayatını ya asosyal ve dejenere bir et parçası olarak ya ders çalışmaktan insanlarla sosyalleşmeyi, merak etmeyi, keşfetmeyi ve aşık olmayı unutmuş ya da sosyal çevresi olan ve yine zorluklata kafa tutan bir şahıs olarak geçireceksin, üçünden birini seçmen gerekiyor, hepsinin bir kötü yanı var ve Avrupaya gözünü çevirdiğinde insanlar rahat rahat hem mutluluğu ve hem keşfetmeyi hemde başarıyı yakalarken sen bunlardan birini seçmelisin. Eğer ders çalışmazsan 50 yaşında, bej renginde gömlek giyen, açlık ve sindirim sistemi rahatsızlıklarından ağzı sarımsak kokan, damağı ve ağız kenarlarında tarhana kalıntıları bulunan, vücudu 14 gün önce sanki parçalarına ayrılıp bir kenara atılan bir leş ya da Hindistan'ın Kolkata şehrinde 300 yıldır aktif olarak insanların malum amaçlar için kullandığı göl ya da sulama nehri gibi kokan, konuşmayı, düşünmeyi, tartışmayı ve anlamayı beceremeyen, gerici ve primitif bir zihne sahip bir yaratık tarafından sana sadece iş olarak teklif edilen, ama Rusya da Sosyalist Devrim için Lenin ve Plehanov'un örgütlediği 11 saat boyunca soğuk ve sıcak arasında çalışan ve Sibirya ile cezalandırılan işçilerden bile daha kötü bir şartlarda, dinlenmeksizin 14 saat boyunca, basık, rezalet ve pislik içerisinde ya da kavurucu Ankara(Bir diğer ismiyle "Atatürk'ün kurduğu Riyad") sıcağında, sadece ekmek ve sarımsak ya da şanslıysan soğan, domates ve çürümüş peynir gibi lükse kaçan yiyeceklerle ve 250 mililitreden daha az su içerek Mısırlı bir kölenin günlük sarfettiği eforun iki ya da üç katını sarfedeceksin ya da hayatı boyunca durmaksızın ve dinlenmeksizin ders çalışarak sosyalleşemeyecek, keşfedemeyecek ve hayatı anlayamayacaksın. Ama bu sefer iyi bir maaşı, statüsü ve bolca vakti olan ama sosyalleşemediğin için arkadaşı, tanıdığı, sevdiği, baktığı kimsesi olmayan, zevksiz, vizyonsuz, mutsuz, soğuk, utangaç, evlenmesi için arkadaşlarından, ailesinden ve akrabalarından inanılmaz seviyede baskı gören ve çekingen bir beyaz yakalıya/memura/akademisyene dönüşüyorsun. İş yerinde durmaksızın ve dinlenmeksizin çalışırken ve işyerinin en parlak çalışanıyken her nasılsa arkadaşların senin için doğum günü partisi düzenliyor, bakımlı erkekler ve güzel kadınlar senin zaaflarını kullanarak binbir türlü bir şekilde seni kutlama yapacakları yere götürüyorlar. Sen çocukluğundan beri sabaha kadar ders çalışmaktan eğlence ve kutlamanın daha ne demek olduğunu bilmiyorken insanlar büyük, süslü ve eğlenceli bir odada bütün ışıkları bir anda açarak "Doğum günün kutlu olsun!" diye bağırıyor, sen korku içerisinde insanları ve onların giyim tarzını anlamaya çalışırken arkadan iki kişi seni pastanın önüne doğru sürüklüyor, bir diğeri elindeki DuPont çakmak ile mumları yakıyor ve bir diğeri "Instagram" denilen bir uygulamaya story denen bir hareketli görüntü yanı "video" atıyor, sen daha çakmağın ismini anlayamamışken senden pastayı üflemeni istiyorlar, yavaşça üflüyorsun, ama ateşi söndüremiyorsun ve mumlar zamanla erimeye başlıyor. Üfleyemediğin için bir başkası etraf yanmasın diye bir yelpaze ile bütün mumları söndürüyor ve herkes tebrik etmeye ve sarılmaya başlıyor o esnada konfeti ve volkanlarla görsel şölen oluşturuluyor. Konfetinin yivsiz namlusundan aniden püsküren kırmızı güller ve partiküller ilgini çekiyorken bir anda iş arkadaşların sana hediyelerini getiriyorlar. Patronun sana dört tane çok pahalı ve ismine "Sauvignon Blanc" denilen bir şarap getiriyor ve kapağını patlatıp içmeni istiyor. Sen daha "Sa, sa, savin-" diye kekelerken bardak çoktan dolmuş oluyor ve bir yudum içmen isteniyor, herkes sessizce sana bakıyor. Ailenin baskıları ve ülkenin gerçekleriyle adeta kurtuluş kapısı olarak gördüğün Fen Lisesine girebilmek için ölümüne çalıştığın liseye geçiş sınavından önce kahvaltıda içtiğin şekerli çayın tadını hala unutamamışken o şaraptan küçücük bir yudum alıyorsun ve alır almaz çok ilginç, farklı ve aromatik bir tat aldığın için aniden patronunun beyaz trikosuna tükürüyorsun, bir anda saniyede iki defa özür dilemeye ve korkudan titremeye başlıyorsun ama patronun gülümsüyor ve omzunu sıvazlıyor ve sen korku ve panikten terlemeye ve titremeye devam ediyorsun ve ikinci bir yudum almanı istiyorlar, azıcık içiyorsun ama tadı çok farklı ve alışılmışın dışında olduğu için bu sefer yine yere tükürüyorsun ve içemiyorsun patronun sana bir başka ve bu sefer daha büyük bir kutu veriyor. Kutudan 4 tane her birinin içinde 9 tane şişe bulunan kutular var, her birinin üzerinde sırasıyla Provence France, Naples Italy ve Novi Sad Serbia yazıyor ve bir diğerinin üstünde ise koskoca harflerle "Don Julio" yazıyor patronun yanına yaklaşıp bunların şarap olduğunu ve "Don Julio" denen şeyin ise "Tekila" olduğunu söylüyor. Koca bir paketle yanına kafadar bir çocuk geliyor, senin eline bir kutu veriyor ve açmanı istiyor ki o da ne! daha çıkalı 3 hafta olmamış arkadaşın sana PlayStation 5 hediye etmiş! Başta her zaman olduğu gibi analiz ediyorsun ama nasıl kullanıldığına dair bir anlam çıkaramıyorsun ama neyse hediye hediyedir bir kenara koyuyorsun. Bir diğer iş arkadaşın geliyor ve sana 25.000₺ değerinde bir şekilli çanta hediye ediyor, içini açıyorsun ve üzerinde 6 teli olan, 90 cm uzunluğunda ve bayağı ağır olan bir metal yığını hediye ediyor, ve senden eline almanı istiyor, düzgünce tutmak yerine gövdesinden tutuyorsun ama arkadaşın sağ elini klavyeye, sol elini tellere koymanı istiyor ve tellerden birine parmağınla dokunmanı daha doğrusu vurmanı istiyor dediğini aynen yapıyorsun elin çok acıyor ve bir anda metal yığınını düşürüyorsun ve arkadaşın tekrardan eline geri veriyor ve bu gitarı düşürmemen gerektiğini söylüyor, bu gitar denilen alet hoşuna gidiyorken bir anda yapılı, selvi boylu, güzel sesli, bakımlı ve zarif bir kadın muhtemelen topukları çok sert bir tahtadan yapılmış, bileklerine kadar uzanan ve siyah renkte bir topuklu ayakkabıyla tahta zeminde bacaklarını öne atarak yürüyüp ses çıkartarak insanlara doğru geliyor. Görünüşe bakılırsa iri postürlü, güçlü ve çok zarif bir vücudu olduğu ve ince tabanlı topuklusuyla ses çıkartarak diğerlerinin ve senin ilgini çekmiş durumda. Bir anda insanların karşısına çok farklı bir enstrüman ile geliyor ve anlaması güç ama inanılmaz derecede etkileyici bir ses çıkartıyor bu sefer elindeki şeyin tahta olduğunu ve diğer elinde bir çubuk ile gövdeyi sürterek ses çıkarttığına hayret ediyorsun ve sen utancından başını yere eğip yüzün kızarmaya ve vücudun titremeye başlıyor. Sonra kadın sana yaklaşıp ilginç bir hediye veriyor ve bu sefer hediyenin içinden büyük bir paket çıkıyor, paketin içerisinde CD ve USB disk var ve kadın bu aygıtların içinde çoğu bestecinin icra ettiği besteler olduğunu söylüyor. Dış ambalajında kıvırcık saçlı adamlar, kimilerinin ellerinde kadının elinde gördüğün tahta parçasının aynısını onların ellerinde olduğunu farkediyorsun ve üzerlerinde "Etude, sonata, nocturne, concerto" yazdığını farkediyorsun. Bir diğer arkadaşın sana "Ayfon" denen bir cihaz veriyor ve sen önceden ailen tarafından sadece iletişim için kullanılan eski Nokia telefonunu neredeyse 18 yaşından beri kullanıyorken bu alet sana çok yabancı geliyor ve saatin yaklaştığını aniden farkedip odadaki bütün insanlardan özür dileyip sadece "Ayfon" denen bir cihazı eline alarak apar topar taksi yakalayıp evine gidiyorsun ve bütün görevlerini şimşek hızında tamamlayıp yatıyorsun ve yıllardan beri hep aynı tempoda olan zevksiz ve tatsız hayatına aynen devam ediyorsun. Gençlik yıllarında sadece sosyalleşir ve başka uğraşlarla ilgilenmezsen maalesef ders çalışmayanlarla aynı kaderi paylaşıyorsun ve bir anda "tanıdık" denen birisi görünüşe bakılırsa içler acısı olan haline üzülüp senden "KPSS" denen bir sınava girmeni ve eğer kazanırsan o sınav sayesinde 14 saat boyunca çok kötü şartlar altında çalışmaktansa 7 saat boyunca huzur içinde rahat rahat çalışabileceğini söylüyor ve KPSS ye çalışmak senin için bir ikinci mesleğe dönüşüyor, hayatın bütün bu seçeneklerden ibaret.
submitted by RaufYildirim to KGBTR [link] [comments]


2020.09.02 16:21 ALLAHSIZBRUH31 SEVGİLİ OLUNMAYACAK KIZLAR LİSTESİ (309 TANE) 😳😳😳

Sevgili olunmayacak kızlar listesi
1- Babası alkolik olan kızlar
2- Babasıyla arası annesinden iyi olan kızlar
3- Annesinden nefret eden kızlar
4- Half-korean kızlar
5- Asyalı erkekleri yakışıklı bulan kızlar
6- Esmer erkekleri sevmeyen kızlar
7- Atatürk'ü seven kızlar
8- Croptop giymeyen kızlar
9- 58 kilo üzeri kızlar
10- Fatshaming yapmayan kızlar
11- Siyaset konuşan kızlar
12- Feminist olmayan kızlar
13- Kızlara mal diyen kızlar
14- Mal kızlar
15- Japonlara ilgi duyan kızlar
16- 8 veya daha fazla flörtü olmuş kızlar
17- Siyah saçlı kızlar
18- Kahve rengi saçlı kızlar
19- Mavi gözlü kızlar
20- Küçük memeli kızlar
21- Sütyen giyemeyen kızlar
22- Düzensiz adet olan kızlar
23- En az bir kere idrar yolu enfeksiyonu yaşamış olan kızlar
24- Bademciklerini aldırmış kızlar
25- ''Askim'' yazan kızlar
26- Yazım kurallarına uymayan kızlar
27- Erkekler
28- Çok ironik kadınlar
29- Avukat olmak isteyen kadınlar
30- Psikolog olmak isteyen kadınlar
31- KOUJTEWOILKYJMEWPOYIJKEWOĞPYKEWY
32- 28 yaş altı kadınlar
33- My name is Yoshikage Kira. I'm 33 years old. My house is in the northeast section of Morioh, where all the villas are, and I am not married. I work as an employee for the Kame Yu department stores, and I get home every day by 8 PM at the latest. I don't smoke, but I occasionally drink.
I'm in bed by 11 PM, and make sure I get eight hours of sleep, no matter what. After having a glass of warm milk and doing about twenty minutes of stretches before going to bed, I usually have no problems sleeping until morning. Just like a baby, I wake up without any fatigue or stress in the morning. I was told there were no issues at my last check-up.
I'm trying to explain that I'm a person who wishes to live a very quiet life. I take care not to trouble myself with any enemies, like winning and losing, that would cause me to lose sleep at night. That is how I deal with society, and I know that is what brings me happiness. Although, if I were to fight I wouldn't lose to anyone.
34- Başörtüsü takmayan kızlar
35- Anime karakterlerine aşık olan kadınlar
36- Türkiye'de yaşamayı seven kızlar
37- İsmi 4 harfli olanlar
38- Soy adı Nargün olanlar
39- Soy adında ''Öz'' geçenler
40- İsmi ''İ'' ile başlayanlar
41- En az bir bölüm jojo izlemiş olanlar
42- En az bir tane Kar-Wai Wong filmi izlemiş olanlar
43- Tarantino'nun ayaklarını yalamasını içinden geçirdiğini kabul etmeyenler
44- İkinci ismi Melisa olanlar
45- İlk isminin sonunda Naz olanlar
46- En iyi arkadaşı 190+ olanlar
47- 79 yaş üzeri kadınlar
48- İkizler burcu olanlar
49- Esfj olanlar
50- Burçlara inananlar
51- Arsız bela dinlemeyenler
52- Jakuzi dinleyenler
53- Manga sevenler (Grup olan)
54- Manga sevenler (Renksiz çizgi roman olan)
55- Batman seven
56- Marvel filmi sevenler
57- Soy adı bir hayvan olanlar
58- 46 kromozomu olanlar
59- 47 kromozomu olanlar
60- Bipolar olanlar
61- İntihara meyilli olanlar
62- Community izlememiş olanlar
63- Adı Selin olanlar
64- En az 3 kere anal seks yapmamış olanlar
65- Borderline olanlar
66- Soy adı Giovanna olanlar
67- Soy adı herhangi bir kurgusal karakter olanlar
68- Soy adı Çoban olanlar
69- Balık burcu olanlar
70- Terazi burcu olanlar
71- Lolde en az 20 tane hediye almayanlar
72- Lolde en az 20 tane hediye alanlar
73- Janna hariç bir karakter oynayanlar
74- Lolde onlara yapılan cinsiyetçiliği takmayıp support oynamaya devam edenler
75- Yemek yapmayı bilmeyenler
76- İstanbul sözleşmesini destekleyenler
77- Türkiye topraklarında yaşamını sürdürenler
78- Trans arkadaşı olanlar
79- Transfobikler
80- En yakın arkadaşının ismi Yusuf olanlar
81- Çirkin erkeklerle takılanlar
82- Havanın ne kadar sıcak olduğunu söyleyip duranlar
83- İsmi unisex olanlar
84- Soy adında ''Oğlu'' olanlar
85- Soy adı Çetin olanlar
86- İsmi Çetin olanlar
87- Emoji kullananlar
88- :pleading_face: bu emojiyi kullananlar
89- Brad Pitt'i yakışıklı bulmayanlar
90- Saçları uzun olanlar
91- İsmini sevmeyenler
92- Modern ismi olanlar (Liya/Miya/Sikimiyala)
93- Anime kızları
94- Cosplay yapanlar
95- İsmi ''S'' ile başlayanlar
96- Cyberpunk 2077 oynamayacaklar
97- İsminde ''Ö'' olanlar
98- Sanat filmi izleyen kızlar
99- Scott Pilgrim vs The World izleyen kızlar
100- 500 days of summer izleyen kızlar
101- Oğlunun ismini unisex koyanlar veya izin verenler
102- Oğlunun içten içe gay olmasını isteyenler
103- K-pop dinleyenler
104- En az bir kere porno izlemiş olanlar
105- İspanyol dizisi izlemiş olanlar
106- J-pop dinleyenler
107- Porcupine Tree dinleyenler
108- Pink Floyd dinleyenler
109- R&B dinleyenler
110- Rap dinleyenler
111- Vtuber izleyenler
112- Irkçılar
113- Hümanistler
114- Sağcılar
115- Liberaller
116- Hayatında en az bir kere Grinin 50 tonu izlemiş olanlar
117- Adana'da yaşayanlar
118- Grimm izlememiş olanlar
119- Fringe izlememiş olanlar
120- Cinsiyetçi şakalar yapanlar
121- Cinsiyetçi şakalara alınanlar
122- Incel gördüğünde profilinde paylaşıp linçletmeye çalışanlar
123- Emo olmayanlar
124- Saçını en az 1 kere boyatmamış olanlar
125- Gacha oynayanlar
126- Bu listeyi ciddiye alanlar
127- FFXV oynayanlar
128- Doom oynamayanlar
129- Doom müziği dinlemeyenler
130- Doom'un ilk 3 oyununu oynamış olanlar
131- Aleyna Tilki sevmeyenler
132- Thom Yorke'u sevmeyenler
133- Hazır noodle yiyenler
134- Depresifler
135- Makyaj yapmayanlar
136- Makyaj yapmadığını iddia edenler
137- Anne Hathaway olmayanlar
138- Atatürk
139- İsmi japonca olanlar
140- İsminde latin alfabesi hariç harf bulunduranlar
141- Lol oynayan biriyle sevgili olmuş olanlar
142- Kısa boylu erkeklerle sevgili olurum diyenler
143- Asyalı kadınlara benzemek isteyenler
144- Şişkolar
145- Anoreksikler
146- Klasik müzik dinleyenler
147- Bu listeden en az 100 çekmeyenler
148- Avrupa'lılar
149- Belirli insanların listesinde olanlar
150- Mozart dinleyenler
151- Tesla'yı zeki zannedenler
152- Einstein'ın aslında üniversitede tanıştığı sevgilisi sayesinde bu kadar tez yazdığını bilmeyenler
153- Soy adında ''Kılıç'' olanlar
155- İsmi Buse olanlar
156- İsmi Dilara olanlar
157- İsmi İrem olanlar
158- İsmi Selin olanlar
159- İsmi Pelin olanlar
160- İsmi Sezin olanlar
161- İsmi Sıla olanlar
162- İsmi Sena olanlar
163- İsmi Özge olanlar
164- İsmi Özlem olanlar
165- İsmi Ayşe olanlar
166- İsmi Abay olanlar
167- İsmi Ada olanlar
168- İsmi Eda olanlar
169- İsmi Açelya olanlar
170- İsmi Deniz olanlar
171- İsmi Toprak olanlar
172- İsmi Su olanlar
173- İsmi Beril olanlar
174- İsmi Arya olanlar
175- İsmi Aleyna olanlar
176- İsmi Almira olanlar
177- İsmi Beren olanlar
178- İsmi Cansel olanlar
179- İsmi Armin olanlar
180- İsmi Ceyda olanlar
181- İsmi Cansu olanlar
182- İsmi Beyza olanlar
183- İsmi Aslı olanlar
184- İsmi Aslıhan olanlar
185- İsmi Beliz olanlar
186- İsmi Berfin olanlar
187- İsmi Ezgi olanlar
188- İsmi Merve olanlar
189- İsmi Ece olanlar
190- İsmi Aylin olanlar
191- İsmi Aysel olanlar
192- İsmi Ecem olanlar
193- İsmi Damla olanlar
194- İsmi Aysu olanlar
195- İsmi Yağmur olanlar
196- İsmi Dilan olanlar
197- İsmi Yağmur olanlar
198- İsmi Berfin olanlar
199- İsmi Beril olanlar
200- İsmi Berna olanlar
201- İsmi Berrak olanlar
202- İsmi Dünya olanlar
203- İsmi Zeynep olanlar
204- İsmi Süreyya olanlar
205- İsmi Tuğba olanlar
206- İsmi Ülkü olanlar
207- İsmi Asena olanlar
208- İsmi Pınar olanlar
209- İsmi Petek olanlar
210- İsmi Sinem olanlar
211- İsmi Öykü olanlar
212- İsmi Oya olanlar
213- İsmi Nil olanlar
214- İsmi Melike olanlar
215- İsmi Mine olanlar
216- İsmi Leyla olanlar
217- İsmi Kıvılcım olanlar
218- İsmi Nur olanlar
219- İsmi İdil olanlar
220- İsmi Süveybe olanlar
221- İsmi İlkim olanlar
222- İsmi İlgim olanlar
223- İsmi İlgin olanlar
224- İsmi Hazal olanlar
225- İsmi Hande olanlar
226- İsmi Fulya olanlar
227- İsmi Funda olanlar
228- İsmi İrem olanlar
229- İsmi Duru olanlar
230- İsmi Buket olanlar
231- Kızdan çok erkek arkadaşı olanlar
232- Fotoğraflarda burnunu montajlayan kızlar
233- Fotoğraflarında vücudunu montajlayan kızlar
234- Sosyal medya kullanan kızlar
235- Bgy'ye bir kere girmiş kızlar
236- Bgy'ye girmiş bir tane arkadaşı olan kızlar
237- Alvin ve sincaplarına benzer ses tonu olan kızlar
238- Eski sevgilisine aşık olup her sarhoş olduğunda eski sevgilisini arayan kızlar
239- Eski sevgilisi ölenler
240- Eski sevgilisine şiddet uygulayanlar
241- Kendini değersiz görenler
242- Kendini sevmeyenler
243- Ne kadar müthiş olduğunu durmadan söylemene rağmen kendine hakaret edip kendinden nefret ettiren kızlar
244- Bu listedeyi misojenist bir şey olarak gören kızlar
245- Bu liste cinsiyetçi olamaz çünkü ben cinsiyetçi değilim en iyi arkadaşım kız nasıl cinsiyetçi olabilirim ki
246- Alacakaranlık'ta Robert Pattinson yerine uzun saçlı kurt çocuğu sevenler
247- Alacakaranlık izlememiş olanlar
248- James Charles izleyenler
249- Twitter trendlerini takip etmeyenler
250- Militarist kızlar
251- Tembel kızlar
252- Yağ oranı %8den fazla olan kızlar
253- Kilosuyla takıntılı kızlar
254- Kızlarla anlaşamayan kızlar
255- Durmadan küfür edenler
256- ''Maskülen'' davranmaya çalışan kızlar
257- Feminen olmayan kızlara kötü davranan kızlar
258- Penisi 13 cmden küçük olan kızlar
259- Arkadaşı olmayan kızlar
260- Ebevyenleri boşanmış kızlar
261- Sağlıklı bir aileden gelen kızlar
262- Fakir kızlar
263- Fakir erkekleri seven kızlar
264- Sokakta gördüğü dilencilere tekme atmayan kızlar
265- Feministlere söven kızlar
266- Arabesk dinleyen kızlar
267- Antidepresan kullanmayanlar
268- Empatlar
269- Günde 2 öğünden fazla yiyenler
270- Kahve sevmeyenler
271- Çikoalta sevmeyenler
272- Çilek sevenler
273- Kendini toplumun ona zorladığı etiketlere göre şekillendiren kızlar
274- Kendi değerini başkalarına göre belirleyen kızlar
275- Mastürbasyon yapmanın kötü bir şey olduğunu düşünenler
276- Güven sorunları olan kızlar
277- Kendini dünyanın merkezine koymayan kızlar
278- Müslüman kızlar
279- Hoşlandığı insanlara açılmayan kızlar
280- En yakın arkadaşının ondan hoşlandığını bile bile onunla takılmaya devam eden kızlar
281- Eternal sunshine of a spotless mind izleyen kızlar
282- Otomatik Portakal'ı sevmeyen kızlar
283- 6655321 numarasının ne olduğunu bilmeyen kızlar
284- Albert Camus okumamış kızlar
285- Ergenlik sürecinde yaşadığı ilişkileri ciddiye alan kızlar
286- 25 yaşında lol oynayan biriyle sevgili olup twitter ismini ''ILOVEMYBFWTF'' ve benzeri şeyler yapan kızlar
287- Yeme bozukluğu olan kızlar
288- En yakın arkadaşı gay olan
289- Trans olmayan
290- Penisi seninkinden büyük olan
291- Homofobik olan
292- Erkekler için yaratılmış eril dünya içerisinde kendi yolunu bulmaya çalışırken hayatın onun önüne koyduğu her zorluğa göğüs geren kadınlar
293- Senden çok para kazanan kadınlar
294- Seninle aynı işi yapıp senin %70in kadar para kazanan kadınlar
295- Üniversite okuyan kadınlar
296- Messenger grubu olan kadınlar
297- Ruhu olmayan kadınlar
298- Cumhuriyetçi kadınlar
299- Komünist kadınlar
300- ''Yes'' komikli görsellerine gülen kadınlar
301- Evcil hayvanı olmayan kadınlar
302- Sevgilisini arkadaşlarının önüne koyan kadınlar
303- Amerika'nın önüne ısıtıp ısıtıp koyduğu ''American dream''in hayalini kuranlar
304- Evlilik karşıtı olanlar
305- Çocuk karşıtı olanlar
306- En az 1 kere kendini kesmemiş olanlar
307- Anadolu topraklarında yaşayanlar
308- Doğal sarışınlar
309- Retro takılanlar
submitted by ALLAHSIZBRUH31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.30 01:55 kyliax Geceye bir Aziz Nesin hikayesi

Kung-Su, Güney Çin Denizinde küçük bir balıkçı kasabasıdır. Şirin kasabanın hemen bütün halkı, balıkçılıkla geçinir…
Pung-Çiyang’ın balıkçı kahvesinde bir sabah, nerden, nasıl geldiği belli olmayan bir kedi yavrusu miyavlamaya başladı. İhtiyar Pung, sıska kedi yavrusunu iri avuçlarının arasına aldı. Küçük tekirin süt mavimsi gözlerine baktı,
– Seni bana Allah gönderdi!.. diye söylendi. Sonra çırağına,
– Bu küçüğün adı, Çung-Ban… Buna iyi bak!.. dedi. Çung-Ban, küçük maskara, birkaç gün içinde gelişti, büyüdü. Yalnız Pung Amca’nın değil, bütün müşterilerin sevgilisi oldu. Çung-Ban’ın kötü bir huyu vardı, hırsızlık… Aşağı yukan her kedi hırsızdır. Ama Çung-Ban gibisi görülmemiştir.
Daha altı aylık var yoktu, bütün komşular şikayete başladılar. Her sabah, daha gün ağarmadan vazifesine sadık bir memur gibi, işe çıkar, öğleye kadar bütün mahalleyi talan ederdi. Girmediği mutfak, kanştırmadığı teldolap yoktu. Ocakta kaynayan tencerenin kapağını açıp, içinden sıcak sıcak bir parça balığı çalmadığı gün olmazdı. Çung-Ban’ı, bütün zararına, hırsızlığına rağmen herkes seviyordu. Çünkü, o kadar kurnazca hırsızlık yapıyordu ki, onun yüzünden zarara uğrayanlar bile, bu hırsızlıkları Çung’un muziplikleri diye karşılarlardı.
Bir gün, Pung Amca’nın kahvesine bir müşteri geldi. Elindeki balık dolu kesekağıdını rafa koyduktan sonra, kağıt oyununa daldı. Neden sonra kahveden çıkarken elini raftaki kesekağıdına atınca, ağzı bir karış açık kaldı. Kesekağıdının hiçbir yeri bozulmamıştı, fakat içi balık yerine havayla doluydu. Yalnız, altından bir delik açılmıştı. Çung’un, bu kadar kalabalık müşteriden hiçbiri farkına vamadan, balıkları teker teker kesekağıdından boşaltması, herkesi şaşırtmıştı.
Çung’un hırsızlıktaki maharetinin bu kadar takdir edilmesinin önemli bir sebebi vardı. Kung-Su kasabasında hırsızlık etmeyen insanın on paralık itibarı yoktu. Çalmak ayıp değildi. Ayıp olan, çalarken yakalanmaktı. Hırsızlık sırasında yakalananlar, bütün kasabada beceremedikleri işi yüzlerine, gözlerine bulaştırdıkları için rezil olurlardı. O kadar ki, hırsızlık yapmayan erkeğe, karısını geçindiremez diye kız vermezlerdi.
Kung-Su kasabasının sembolü haline gelen Çung, yıldan yıla efsanevi bir yaratık oldu.
Ondört yaşına gelince, zavallı Çung’un gözlerine perde indi. Görmeyen gözleriyle de, bir zaman mesleğine devam etti.
Bir insan gibi mutfak kapılarının mandalını açar, ocağın başındaki kadın, başını arkasına döndürünceye kadar, ızgaradaki balığı kapar kaçardı.
Kocalarına akşam yemeği yetiştiremeyen geveze kadınlar, hırsız Çung’u bahane ederler,
– Ne yapayım? Balığı ocaktan Çung çaldı!.. derlerdi.
Bir sabah, Çung’un cesedini yüksek bir duvarın dibinde buldular. Çung, vazife başında ruhunu teslim etmişti. Bütün Kung-Su kasabası halkı, gözyaşı döktü, matem tuttu. Çung’a büyük bir cenaze töreni yapıldı. Çoluk çocuk, genç ihtiyar, mezarının başında toplandılar.
Çung’un arkasından, kasabayı bir sessizlik aldı. Ama iki ay sonra bir mucize oldu.
Zavallı Çung’un mezarı üstünde büyük bir bina yükseldi: Vergi dairesi…
Kung-Su kasabası halkı, birbirlerine vergi dairesini gösterip,
– Çung’un ruhu hortladı!.. dediler.
submitted by kyliax to KGBTR [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.25 10:53 Asusnur GRRM - 2000 Söyleşileri - 1

Bu çeviri @
26 Mayıs 2020
WESTEROS’DA TEKNOLOJİ
S/ Buz ve Ateşin Şarkısın’nın beni şaşırtan bir yönü var. Neden bu kadar az teknolojik gelişme mevcut? Stark’lar binlerce yıldır topraklarının lordları ve kralları, (bin yıl önce ile aynı zamanı yaşıyorlar demek istemiş ) ve Westeros’un ilerlemesi için çok fazla şansları olmadığı görülüyor. Bunun sebebi sihrin varlığı ile teknolojik ilerlemeyi kısıtlıyor olabilir mi?
C/ Ben olsam o kadar ileri gitmezdim.
Ben toplumsal teknolojik ilerlemenin muhakkak kaçılmaz olduğunu düşünmüyorum. Aslında kendi dünyamıza bakarsanız bu yalnızca bir kez meydana geldi. Diğer toplumlar ve kültürler yüzlerce ve bazen binlerce yıl boyunca büyük bir teknolojik değişim yaşamadan varlıklarını sürdürdü.
Westeros’un özel durumunda, mevsimsel değişikliklerin öngörülmeyen doğası ve kışların sertliği ile ilgili rol oynamakta.
Büyünün bilimsel gelişimi az da olsa etkilediğini düşünüyorum. Eğer insanlar bir büyü ile uçabiliyorsa Wright Kardeşler olur muydu veya daVinci? Bu ilginç bir soru ve cevabını bildiğimden emin değilim.
GÜLLERİN SAVAŞININ ETKİSİ
S/ Buz ve Ateşin Şarkısını Güllerin Savaşından oluşturduğunuz doğru mu?
C/ Hayır pek sayılmaz. Kuşkusuz, serime diğer fantastik romanlardan ziyade gerçek ortaçağ tarihinden güçlü bir temel vermek istedim, ve çok sayıda kaynak ve dönem taslağı hazırladım. Güllerin Savaşı evet, aynı zamanda Yüz Yıl Savaşları, Haçlı Seferleri, Norman Fethi … adını siz koyun.
DORNE’UN TARİHTEKİ KARŞILIKLARI
Çok fazla tarih okudum. Ve benim için iyi olan şeyse onları karıştırmayı ve eşleştirmeyi seviyorum. Yani bazı yazarların yaptığı gibi birebir tarihi uygulamıyorum . Yani Westeros’daki X’in gerçek hayattaki Y olduğunu söyleyemezsiniz. Westeros’daki X gerçek hayatta Y ve Z’ye eşittir.
Dorne örneğinde, evet, Galler, alıntı yaptığınız tüm nedenlerden dolayı kesinlikle bir etkisi oldu. Ama aynı zamanda aşağıda belirgin bir şekilde Galce olmayan öğeler de mevcut . (soruyu soranın sorusu eklenmemiş nelerden alıntı yapıldığı muamma)
Dağların duvarın güneyinde, Galler’in serin yeşil vadilerinden daha çok İspanya ya da Filistin’e benzeyen sıcak ve kurak bir bölge. Deniz kıyısındaki yerleşimlerin çoğu ve birkaç büyük nehir havzası var. Ayrıca Nymeria’nın önderliğindeki büyük Rhoynar akınının kültürüne benzer bir lezzete de sahipsiniz. Sanırım buna en yakın olay İspanya’nın bazı bölgelerindeki Mağribi etkisi olacaktır. Yani Dorne’un Galler’in İspanya ve Filistin’le karşımı olduğunu ve tamamen hayali etkilerin karıştığını söyleyebilirsiniz. Ya da sadece Dorne olduğunu…
KUZEY KLANLARI ve VADİ
S/ Mr. Martin lütfen bana cevap verin … kuzey demir doğumlular ve muhtemelen BOB tarafından (açılımı nedir bilemedim bildiğim tek BOB battle of bastards) işgal edilirken, onlara direnen gruplar var ve bir zamanlar “dağ klanları” olduğunu söylediniz. Kuzeyde dağ klanları var değil mi?
C/ Kışyarı’nın kuzeybatısında evet.
S/ Ve Stark’lara sadıklar? Kendi toprakları ve kuzey için çarpışıyorlar? Krallarına sadık İskoç klanları gibi?
C/ Evet Kışyarı’na sadıklar, en azından geçmişte sadık oldular.
S/ Sonunda (biliyorum çok meşgulsünüz) size göre Vadi Lordları Stark’lar ve Tully’ler dostane ve kardeşçe ilişkileri mevcut ve Robb’a Lannnister’leri devirmek konusunda destek vermek istiyor? Şimdi Vadi Lordları Robb’a ne kadar yakın? (Vadi Lordları Robb hakkında neler hissediyor?)
C/ Vadi Lordlarının sayısı çok fazla. Her büyük grupta olduğu gibi değişik görüşler mevcut.
‘’Kardeşlik’’ abartılı bir tabir. Ancak Ned Vadi’de geçirdiği zamanlarda kesinlikle arkadaşlıklar kurdu. Robert’da öyle Bu yüzden Vadi Lordlarından bazıları Stark’a olduğu gibi kolayca Baretheon’lara yönelecekti.
Bazıları Robb’u desteklemek istiyor mu? Kesinlikle. En önemlisi Bronz Yohn Royce. Bununla beraber, diğerleri savaşın hiçbir yerinde olmak istemeyebilir hatta karşı tarafı bile desteklemek isteyebilir…
TYRİON’UN GELECEĞİ
S/ Umarım gelecekte Tyrion’a bira daha nazik davranırsınız. O benim en sevdiğim karakter, bazen sınırını aşabiliyor (haklı olarak). Neyse ki yoluna koyduğunuz tüm taşları zekası sayesinde alt ediyor. Üzgünüm…. Sadece fikrimi belirmek istedim.
C/ Tyrion’a ben de bayılıyorum … ama korkarım ki travmaları daha yeni başladı. Tabii ki bu hepsi için geçerli. Her şey düzelmeden önce çok daha kötü olacak, üzgünüm.
DEMİRDOĞUMLULAR
Demirdoğumlular, Westeros anakarasından fazlası. Yedi Krallığın geneli köylüler, çiftçiler, zanaatkarlar, tüccarlar, vb daha büyük bir tabanın üstüne bir savaşçı kast (şövalyeler) var. (Demirdoğumlular) çok güçlü bir savaşçı geleneği olan bir kültürden geliyor. Adaların ‘Eski Geleneği’, neredeyse tüm erkeklerin (ve Asha gibi bazı kadınlar) genç ve sağlıklı olmaları halinde baskın (yağma) yapmaya teşvik eder.
BAZI SORULAR
1/
S/ Daha önemli karakterlere doğum tarihlerini yazmayı düşünüyor musunuz? (örneğin, Renly ve Edric Storm’un, Benjen ve Tyrion’un yaşları, vb.). Bir grup çocuğun yaşları Kralların Çarpışması’nın ekinde belirtilmiş. Ama yetişkin karakterlerin hiçbiri, ne yazık ki yok.
C/ Böyle büyük bir karakter kadrosuyla, herkes için yaş belirlemek imkansız olurdu ve sadece büyük karakterlerin yaşlarını belirlemek bile zor olurdu. Yaşları önemli olan kendi özel notlarımda belirginleştirmeye çalışıyorum, ancak çoğu durumda birinin otuz üç veya otuz sekiz olması önemli değil.
2/
S/ Ned 8/18 yaş aralığını Vadi’de geçirdiyse kusursuz biri olup hem kuzeyliler ile yakın bağ kurup hem de Lyanna ile nasıl bu kadar yakın arkadaş ilişkisine sahip olabildi? Yoksa bir noktada (ne zaman?) Evine mi döndü? Harrenhal’daki turnuvadan önce veya sonra Jon Arryn’i ziyaret mi ediyordu?
C/ Himaye altına verildi, sürgüne gönderilmedi. Evet, elbette eve döndü. İlk birkaç yıl daha az sıklıkla, sonrasında bir yaver olarak becerilerini geliştirip ardından sıklıkla ziyaret etti. Yaverlik yıllarında (şövalyelik eğitimi almadığından tam olarak yaver sayılmazdı ama öyle hareket ediyordu) Ayrıca Jon Arryn’e Vadi dışına yaptığı yolculuklarda eşlik ederdi. 16’sına geldiğinde isteği yere gitmek için özgür ve yetişkin bir erkekti, Jon Arryn onun ikinci babası olduğu için sıklıkla hem evde hem Vadi’de zamanını geçiriyordu. Aynı şey, yetişkinliğe eriştikten sonra zamanını Fırtına Burnu ve Vadi arasında bölen Robert için de geçerliydi, turnuvalara katılması ve girişebildiği her dövüşe katılmasından bahsetmiyorum bile.
3/
S/ Lord Hoster Brynden için ‘’ben onun Lorduydum onun evliliğini ayarlamak benim hakkımdı’’ dedi. Bu Lordun tabasından herhangi birini dilediği gibi evlendirmeye zorlayabileceği anlamına mı geliyor? Söz konusu insanlar Lordlarının kendileri için verdiği kararı yasal olarak reddedebilir mi? Ve Lord bunun için ne tür bir ceza verir? Ya evlilik yemini etmeyi reddederse vs?
C/ Evet yemin etmeyi reddedebilirler, Blackfish’in yaptığı gibi, ancak bunun ciddi sonuçları olacaktır. Lordun kesinlikle kendi çocukları ve evli olmayan küçük kardeşleri için evlilikler düzenlemesi bekleniyor. Avam Lordları veya kalesine bağlı şövalyeleri için evlilik düzenlemesi gerekmez….ama ona danışmak ve duygularına saygı duymak akıllıca olur. Örneğin, bir hizmetlinin lordun düşmanlarından biriyle evlenmesi ihtiyatlı olmazdı.
(Kılıçların Fırtınası’nın çıkışı ile ve tatili ile ilgili şeyler yazdıktan sonra bunu yazmış Bran’ın hançer meselesinin Tyrion’un söylediği gibi olduğunun kanıtı sadece orayı ekledim…)
Size Kılıçların Fırtınası’nın Bran ve hançer sorununu ve ayrıca Jon Arryn’in katilinin gizemini çözeceğini söyleyeceğim.
GECE NÖBETİ’NİN PARA KAYNAĞI
S/ Gece Nöbeti’nin Kara Kardeşlere hizmetleri için herhangi bir maaş ödemesi yapmadığını varsayıyorum sonuçta erzaklarını ücretsiz olarak temin ediyorlar.
Merak ettiğim şey … Kardeşler Köstebek Kasabasındaki fahişelere nasıl ödeme yapıyorlar? Madeni para kullanmadıkları için Gece Nöbetinin ambarlarından kesilmiş kurutulmuş etlerle mi ödeme yapıyorlar?
C/ Köstebek Kasabasında alışverişin birçoğu, takasla gerçekleşir, ancak Sur’da çok fazla olmasa da para vardır, özellikle bu günlerde … Bazı paralar, soylu kardeşlerle kuzeye geliyor … Sör Waymar Royce gibi biri şüphesiz iyi bir erzakla geldi ve ailelerin de hediye ve benzeri şeyler gönderdiğini hayal ediyorum … ve Doğu Gözcüsü’nün giriş ve çıkışlarında da ticaret var …
S/ İkinci; Gece Nöbeti Kışyarı, Taht veya her ikisinden para ve kaynak alıyor mu?
C/ Her ikisinden de, kesinlikle … ama geleneksel olarak Nöbet’in ana desteği, Nöbet’in sahibi olduğu Sur’un hemen güneyinde geniş bir kemer olan Lütuf’dan gelir. Kılıçların Fırtınası’nda bu konu hakkında daha fazlası mevcut. Bunun en kuzey yarısı “Brandon’ın Lütfu”, güney yarısı “Yeni Lütuf” idi. Tarihsel olarak, Nöbet ilkini (yöneticileri) yetiştirdi ve ikincisini vergilendirdi.
Tabii ki, Gece Nöbeti’nin sayısındaki düşüş ve Lütuf’un nüfuzunun azalması, her ikisinin de büyük etkileri var … yine, Kılıçların Fırtınası’nda bunun hakkında bilgiler mevcut.
ELİA’NIN ÇOCUKLARI
S/ Geçen yıl sormak için can attığım ufacık bir soruya cevap verebilir misin? Merak ediyorum: Elia’nın çocukları Aegon ve Rhaenys gerçekten öldü mü?
C/ Söylemem gereken tek şey, küçük Prenses Rhaenys’in babasının yatağının altından sürüklenip katledildiği şüphesiz gerçek.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.05.24 04:24 yerustu_cavanari kokoreçler ile deneylerim

hamamböcekleri çok tatlı :)))) öyle bir tatlılar ki onların iyiliği için ağzımın bir bölümüne yuva bile yaptım 😋😏😏
onlara askere gitmeleri için kamp bile oluşturdum 🐬🐬 ilk önce sıcak engellerden geçiyorlar ikinci de mideme indiriyorum 😱😯
çünkü onlar şeker gibiler. bazen yardım da ederim yumurtalarını yuvadan yuvaya taşımalarını engelleyerek kafalarında ezerim 😎😍
çünkü bunlarla böyle mıcıcıcıcı mıyık mııyk gubu gubu cici cici oynamak çok tatlı ya ayy dayanamıyorum 🤑😝😁😁😁 gidip biraz daha toplayıp oynayacağım😄😃böyle bıdı bıdı yürümeleri var tanrım çok tatlılar 💖😍 kadınlar neden bundan çok tiksiniyor😡😡😡
bence tüm böceklerden daha tatlılar 🐞🕷 hep beraber gelip cuma boğuyorum ki gerçek survivor da nasıl yaşamasını öğrensinler🐟🐟 adları gibi kokoreç gibiler çok şekerlemeler ulu tanrım! 😝
submitted by yerustu_cavanari to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.21 18:35 Xwiasy Bilgiler copy paste ama bi okuyun derim.

Sünnet olduysanız cinsel ilişkiden sadece boşalırken zevk alırsınız .Bir erkek olarak sizinle ilgili yazılmış son derece önemli bir metni okumamak size kalmış. Dikkat ettiyseniz kadınlar ilişki boyu zevk alırken sizin 3 saniye ile sinirli . Sünnet den sonra 8 katman keratin layerin üstüne birde lateks kondom takacaksınız hiçbirşey hissetmezsiniz. İlk boşalmada da çok erken boşalırsınız bunun sebebi zevk aldığınız için değil sünnetsiz ken 37 derece sıcaklıkta olması gereken penis başı 26 ya kadar düşer . Sıcak vajina içi 37 derece olduğu için aniden surturnmesiz uyarılır erken boşalırsınız . İnanmayan sıcak su dolu poşete cinsel organını yatırsın beklesin . Sünnet mastürbasyondan ve cinsel ilişkiden zevk almamak için yapılır. Bana gelip sağlıklı gavurlar bile oluyor demeyin . Sadece amerikalılar oluyor çünkü 1980 de amerikan katolik büyük papası erkek çocukların mastürbasyon cinsellik yüzünden gunah kazanmaması için sünnet olmasını emretmiştir . Halife gibi düşünün . Unutmayın , Tanrı kusursuzdur . Tanrı dilese idi sünnetli yaratırdı . Nokta sünnet te foreskin dediğimiz deri kaybedilir. o derinin işlvei penis başının Hassaslığını korumaktır. o deri kaybedildiğinde keratin denen vücüt tarafından üretlien protein tabakası(keratin layer) dediğimiz katman oluşur. keratin neden üretilir? çünkü hassas penis başını koruyacak foreskin deri olmadğığı için vücüt dış etkenlerden sürtünmeden etkilenmesin diye penis derisini kalınlaştırıda kalınlaştırır 4 kat üst üste prezervatif takılmış gibidir. birde ilerde sikişirken bir tane oldumu sana 5? . sırada ise bu keratin adlı maddenin cinsel ilişki sırasında hissiyatı nasıl köreltdiğini açıklacağım . keratini nasıra benzetebiliriz . ölü deri diyebiliriz . amacı penis başının derisinin kanamasını , sinirr hücreleninin zarar görmesini önlemek . foreskin göz kapağınızdır . ölmüş hayvan görmüşsünüzdür. gözü bulanıklaşır . sebebi vücüdün oraya keratin gönderip deriyi kalınlaştırmasıdır. erken boşalmanın sebebi ise sünnetli penis başının sıcaklığı 26ya kadar düşer . sıcak vajina içi 37 derecedir . 11 derecelik bu fark yüzünden penis ani uyarım yaşar.onuç olarak Tanrı nın yaratma bilgisinden iyi biliyorsan Tanrıya söyle seni müteahit olarak işe alsın nede olsa Tanrının yaratma bilgisinden daha fazla biliyorsun sünnet faydalıdır , Tanrının yarattığı deri gereksizdir diyerek. son olarak : İslamda sünnet yoktur. yahudi ve eski arap geleneğidir . amacı kişinin mastürbasyon ve cinsel ilişkiden zevk almamasıdır. kuranda yazmayan bir hurafedir , orta çağ işkencesidir. müslümanlar alınmasın bu postu okurken . inandığınız sünnet (hadis kitabı) na bakarsanız kadın sünnetinide görürsünüz. kelime kökeni hıtan'dır . türkçeye sünnet diye geçmiştir ve anlamı cinsel organın kesilmesidir - cinsiyet farketmeksizin. ateist bilim tavsiye ediyorsa evrimsel süreçte penisin yeteri kadar evrimleşemediğini idda ettiğindendir , tanrı olsaydı insan kusursuz yaratılırdı dediğinden. Tanrı vardır , kusursuz yaratır , sünnet derisi cinsellik açısından önemli bir organdır ilk 3 yaşında olası hastalıkları engellemek için tanrı öyle yaratmış. kızlarda kızlık zarı erkeklerde ise sünnet derisi yapışıktır. sonra erkekler cinsel zevklerinden vazgeçip o deriyi keser ve erkek olduğunu idda eder.mastürbasyon dan aldığı zevk maksimum 3 saniye olur . Oysa tam cinsel organa sahip kişiler o sırada kendilerinden geçer , istemsiz ses bile çıkarırlar . yahudi ve mısır geleneğidir. Amacı cinsel hayati ve dürtüleri söndürmektir Kadınlar la erkekler arasında cinsel organ da fark yok . Sen cinsel organını çocukken kestin mi onu söyle . Sorun neyde o zaman anlarsın . " Tanrının kusursuz yaratığı insanin cinsel organı " (erkek cinsel organı hariç .) . Yada yıllarca sizi cinsellikten zevk almanızı engelleyen bu " hadm " sağlık diye kandırdılar . Sünnetin cinsiyetinin olmadığını , hem kadına hem erkeğe yapıldığını , cinsel hazzı yok etmek için olduğunu , antik mısırda kölelere yapıldığını biliyormuydunuz ? ŞU SİKTİGİMİN ARAP GELENEĞİNDEN VAZGECİN ARTİK . Beyler kendinize gelin amina koyim neden cinsel zevkinizin yüzde 80ine yakınından vazgeçiyorsunuz? Sünnetin amacının kadın ve erkeğin cinsel ilişkiden zevk almamasının amacı olduğunu ne zaman öğreneceksiniz ? Peygamber hadis diyorsunuz o hadisi okuyun hem erkek hem kadın sünnet edilmesi gerekir diyor uydurma hadis tamamen arap geleneği . Sünnet kadında klitoris kesilmesi erkekte asıl zevki veren foreskin denen zengin zevk veren 20.000e yakin sinir ucu içeren deri nin mastürbasyon ve ilişkiden zevk alınmaması için kesilmesidir . Kayıp, Yüzde 60 zevk veren sinir hücresi kaybı + sürtünme sonucu deformasyon keratinlesme , total de yüzde 80e yakin his ve zevk kaybı .. lAma size hem atik gereksiz deri dendi . Gelelim dini boyuta . İncil- Gerçek şu ki, Tanrı bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. 1.KORİNTLİLER 12:18 kutsal incil Tanrı dileseydi sünnetli yaratırdı Eğer sünnet olmak faydalı olsaydı tanrı sünnetli yaratırdı Kuran . 4 - 4- Biz insanı en güzel biçimde yarattık. "Sizi yarattım ve şeklinizi en güzel şekilde yaptım."(Mümin 64) diyen Allah'ın sözünü umursamayıp "Onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler"(Nisa 119) diyen şeytanın emrine uymaktır. Tanrı insan bedenini kusursuz yaratmıştır . Ulan araplar gibi pislik 3 ayda yıkanan bir milletin sıkı iltihap oldu diye neden cinsel zevkinizin yüzde 80inden mahrum kalasınız ? Yüzde 80 = Yüzde 60 zevk veren sinir hücresi kaybı + sürtünme sonucu deformasyon keratinlesme , total de yüzde 80e yakin his ve zevk kaybı . Foreskin penis başını korur . Tıpkı ağzınızın dilinizi sürekli nemli tutması kurumasını önlemesi gibi. Normalde penis başı nemlidir ve ıslak görünümlüdür tıpkı dil gibi. Hasta olduysanız ağzınız açık uyursanız diliniz kurur nemini kaybeder ertesi gün yemek yerseniz tat alamazsınız . Yapmayın etmeyin gençler yıl olmuş 2020 okumuş insanlarsiniz sünnetli kendisin daha iyi olduğunu idda etmek Tanrıdan daha iyi bildiğini Tanrıdan insan bedenini daha iyi sekle koyduğunu idda etmektir . Bildiğiniz Şirktir
Aynı zamanda sünnet cinsel açlığı artıracaģından sünnetin yaygın olduğu ülkelerde tecavüz ve cinsel açlık daha fazladır risin makalede unutuğu bir bölüm zaten mantık ilişkisi kurarsanız anlarsınız normalde saģlıklı bir durum değil olmak sağlık için olunmadığı veya işeme problemi olmadığı sürece
submitted by Xwiasy to KGBTR [link] [comments]


2020.04.07 22:03 karanotlar Türkiye Sol Hareketinin Soykırımlara Bakışı

Soykırım ya da jenosit kavramı 1944’te Polonya Yahudi’si bir hukukçu olan Raphael Lemkin tarafından Yunanca “ırk”, “soy” anlamına gelen “génos” ile Fransızcaya Latince “katletmek” anlamına gelen "cidium" kökünden geçmiş "cide" sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Lemkin “Jenosit konusuna nasıl geldiniz?” sorusuna cevaben “Jenosit ile ilgilenmeye başladım, çünkü birçok kez gerçekleşti. Önce Ermenilerin başına geldi, ardından da Hitler harekete geçti” diye cevap verir. 1944’te Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Lemkin’in en önemli çalışması olan, “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Devletleri’nin Yönetimi” adlı eserinde 2. Paylaşım Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmiş ülkelerdeki Alman yönetiminin soykırım terimi eşliğinde geniş bir hukuki analizini içeriyordu.
Lemkin’in “uluslararası yasaların ihlali olarak soykırım” fikri uluslararası kamuoyu tarafından yaygınlıkla kabul edildi ve Nürnberg Mahkemeleri’nin hukuki temelini oluşturdu. 1943’te Lemkin soykırımı şu şekilde tanımlıyordu:
“Genel anlamda konuşursak, soykırımı, milletin tüm üyelerinin kitlesel kırımlarla yok edildiği durumlar hariç, bir milletin anında yok edilmesi anlamına gelmek zorunda değil. Ulusal bir grubun yok olması niyetiyle grubun elzem yaşam kaynaklarının yok edilmesi amacını taşıyan çeşitli hareketlerden oluşan örgütlü bir planı ifade eder. Bu tür bir planın hedefi ulusal gruplara ait siyasi ve toplumsal kurumların, kültürün, dilin, milli hislerin, dinin ve iktisadi varlığın tahrip edilmesi ve bu gruplara dâhil kişilerin bireysel güvenlik, özgürlük, sağlık, onur ve hatta yaşamlarının yok edilmesidir.”
Soykırım tanımının 2. Paylaşım Savaşı sonrası ortaya çıktığını ve UCM (Uluslararası Ceza Mahkemesi), BM Güvenlik Konseyi gibi kuruluşlarca kabul gördüğünü, çeşitli sözleşmeler ve mahkemeler, mekanizmalar oluşturulduğunu görüyoruz. Bu konuda öyle ya da böyle bir hukuk oluştuğu da anlaşılıyor. Ancak tüm bu sözleşmelerde sık sık geçen uluslar arası toplumun ya da devletlerin çıkarları vurgusundaki toplum ve devlet işin püf noktasını oluşturuyor. Toplum ya da uluslararası toplum sözcükleri ilk bakışta geniş kitleleri ifade ediyor gibi gözükmesine rağmen -ki bu dahi muğlâk bir ifadedir- anlamı hiç de böyle değildir. “Uluslararası toplum”, ilk kez İkinci Dünya Savaşı sonrasında Herbert Butterfield, Martin Wight ve Hedley Bull’un kurucuları olarak kabul edildiği, ‘İngiliz Okulu’nun ortaya attığı bir kavramdır. Özetle uluslararası toplum, ortak kültür, çıkarlar, normlar, kurumlar ve hukuk vasıtasıyla devletlerarası işbirliğini ifade eder. Dolayısıyla bu kavramda geçen toplumun içinde emekçi kitleler, ezilen uluslar, kadınlar yoktur. Uluslararası toplum tam tersine bu kesimleri sömüren, baskı altına alan, yok sayan ulusal ve uluslararası tekelleri ifade eder.
Dünyadaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin bize gösterdiği şudur ki, uluslararası tekellerin çıkarları dünya hukukun temelidir. Ve bu temel aynı zamanda Birleşmiş Milletler gibi bir örgütün de kuruluş gerekçesidir. Uluslararası tekellerin çıkarını zedeleyebilecek bir yargılama olamayacak ise bütün bu yazılan çizilen şaşalı, akademik, hukuki sözler hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Üstelik tüm bu tanımlar, sözleşmeler, mahkemeler geçmişle değil, gelecekle ilgilidir. Bizim konumuz ise geçmişle; yüzyıl öncesi ile ilgilidir.
Resmi tarih
Peki, yüz yıl önce yaşanmış olayların, katliamların, soykırımların tartışılması bugün bize ne kazandıracaktır?
Geçmişte yaşanmış haksızlıklar ve adaletsizlikler eğer ortadan kaldırılmamış, cezalandırılmamış ise bugün yaşanan haksızlık ve adaletsizliklerin de sebebidir. Bu nedenle geçmişte yaşanmış katliamların, soykırımların tartışılması önemlidir.
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyada pek eşi benzeri olmayan bir kuruluş sürecine ve sonrasında yeniden yazılmış bir resmi tarihe sahiptir. Resmi tarih anlatımı yalanlar üzerine kurgulanmış bir tarih anlatımıdır. 1928 yılında alfabenin değiştirilmesi ile birlikte ileriki yıllarda eski belgelerin okunabilmesi doğal olarak sadece uzmanlığı olan kişilerle sınırlıdır. Böylelikle yalanların deşifre edilebilmesi de zorlaşmıştır.
  1. yüzyılın başında, ezilen ulusların kanlarını döküp, canlarını ve mallarını alarak kurulan, sınırları da kendisi de meşru olmayan Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun tüm kesimlerine on yıllardır anlattığı resmî tarih baştan aşağıya yalandır.
Resmi tarihin yalanlarıyla adeta yok sayılan Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve onlara yönelik soykırım büyük bir ‘ustalıkla’ yüzyıl boyunca gizlenmiştir. Aynı durum Kürtler için de geçerlidir. On yıl öncesine kadar Kürtlerin varlığını inkâr eden Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin on yıllardır yürüttükleri mücadele ve ödedikleri bedeller sayesinde bu topraklarda yaşadıklarını, kimliklerini kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu durumun tek sorumlusu Türkiye Cumhuriyeti resmi tarihi değildir.
Hıristiyan uluslara yönelik soykırım
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun resmi ideolojisinin başından itibaren reddettiği 20. yüzyılın ilk soykırımı olan Hıristiyan inancından uluslara yönelik (Ermeni-Süryani-Rum) soykırım, tarihçiler ve konuyla ilgili bilim çevrelerince değerlendirilirken bazı önemli eksikliklere, hatalara düşülmektedir. En önemlisi de cumhuriyet tarihi boyunca kendini sol, sosyalist olarak tanımlayan çeşitli muhalif örgütlenmelerin konuya duyarsızlığı ya da resmi tarih tezlerinin savunuculuğunu yapmalarıdır.
  1. yüzyılın başında yeryüzünün en büyük cinayetlerine tanık olduk. Aslında 1894’te Abdülhamit’in Ermenilere yönelik katliamlarıyla başlayan süreç, 1915’te kısa bir süre içinde tehcirler ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın katliamları sonucu 1,5 milyon Ermeni’nin ölümüyle sonuçlandı. Ancak katliamlar sadece Ermenilerle sınırlı değildi. Aynı anda Asurî-Süryani 250 binin üzerinde insan da canını kaybetmiş, Pontos’ta ise 150 bin Rum öldürülmüştü. Rumlara yönelik tehcirler ise daha 1911 yılında başlamıştı. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla birlikte Pontos’ta cinayetler bir ulusu toptan imhayı içermiş ve toplam 353 bin Pontoslu Rum soykırımına uğratılmıştı. Yunan ordusunun geriletildiği süreçte ise 800 bin Küçük Asyalı Rum kaybolmuştu.
1923 yılında Lozan’da imzalanan Mübadele Anlaşması ile de 1 milyon 250 bin Hıristiyan Rum, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sürgün edilmişti. Mağdurlar cephesinden baktığımızda bu süreçler birbirinden ayrı olarak ele alınır. Ermeni Soykırımı, Asuri-Süryani Soykırımı, Pontos Rum Soykırımı, Küçük Asya Rum Soykırımı gibi. Bu anlaşılır bir durumdur; herkes yaşadığı zulmü, haksızlığı dile getirmekte, adalet aramaktadır.
Oysa bu değişik uluslara yönelik 1894’te başlayıp 1923 yılında sonuçlanacak olan yok etme girişimi bir merkezi politikanın sonucudur. Üstelik Hıristiyan inancından ulusları hedefleyen bu yok etme, cumhuriyetin kurulması ile birlikte Türk olmayan diğer Müslüman inancından ulusları, diğer mezhepleri de kapsayarak günümüze kadar devam edecektir.
İnkâr
Türkiye Cumhuriyeti devleti yüzyıldır soykırımı inkâr ediyor. Ancak inkâr, sadece "Soykırım olmamıştır" diye direkt ret etmek değildir. Kimi zaman "Düşmanla işbirliği içindeydiler, dış güçlerin maşasıydılar" denilerek işlenen cinayetler meşrulaştırılmaya çalışılmış kimi zaman da "bir grup eşkıyanın" işledikleri suçlardan dolayı cezalandırıldığı savunularak soykırım inkâr edilmiştir.
Bazı araştırmacı ve akademisyen çevrelerin tarihsel süreçleri ele alırken gözden kaçırdıkları ya da bilinçli olarak yaptığı bir şey vardır ki o da İTC (İttihat ve Terakki Cemiyeti) süreci ile Kemalistlerin iktidar oldukları süreçleri birbirinden ayrı ele almalarıdır. Böyle bir ele alış ne gibi bir sonuç doğurmaktadır peki?
Ermeni Soykırımı’ndan sorumlu olanları İTC olarak görür, böylece Türkiye Cumhuriyeti devletini ya da Kemalistleri karşınıza almamış olursunuz. Öyle ya tarihsel olarak Ermeni Soykırımı “Cumhuriyet” öncesinde yaşanmıştır.
1915 Ermeni Soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu dönemine denk düşmektedir ve iktidar olan İTC’dir. Süryanilere yönelik katliamlar da yine bu dönemde başlamıştır. Bu durum, Kemalistler açısından, “Bizden önce yaşandı bunlar” biçiminde bir savunu şansı doğurur. Zaten Kemalistler, 1930’lu yıllardan sonra yazmaya başladıkları yeni resmi tarihlerinde İTC ile ilgileri olmadığını, hatta onlarla sürekli bir çatışma içinde olduklarını iddia ederler.
1908-1918 arasındaki İTC iktidarı sürecinde yaşananlar ile 1918 sonrasındaki Kemalist iktidar sürecinde yaşananlar birbirinden ayrı ele alınmaktadır, ki bu yaklaşım resmi tarihçilerce soykırımı bizzat Mustafa Kemal’in ağzından “…eski Jön Türk Partisi artıkları, kitleler halinde, evlerinden/yurtlarından acımasızca sürülen ve katledilen milyonlarca Hıristiyan tebaamızın hayatlarından sorumludurlar…” sözleriyle benimsenmiş; olan biten Osmanlı’nın (İTC’nin) suçu olarak değerlendirilmiş, cumhuriyetin kurucularının bu soykırımdan sorumlu olmadığı vurgulanmıştır.
Oysa durum bunun tam tersidir; bir kere Kemalist kadroların hemen tümü eski İTC ve Teşkilat-ı Mahsusa kadrolarıdır. İTC ile hiçbir ideolojik farklılıkları olmadığı gibi, onların başlattığı projeyi, Kemalistler devam ettirmişler; Ermeniler ve Süryanilerden sonra
Rumlara yönelik Pontos’ta ve Küçük Asya’da daha organize bir soykırım planını hayata geçirmişlerdir.
Yani Müslüman inancından olmayan ulusların imhasının ardından Kızılbaş Alevilere ve Kürtlere yönelerek, Kürdistan’ı kana bulamışlardır.
Bazı araştırmacı ve akademisyen çevrelerin bu iki dönemi birbirinden ayıran hatalı bakış açılarına rağmen genel olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti resmi tarihçileri ve resmi ideolojisi her iki dönemde yaşanmış bu soykırımı inkâr etmeye devam ediyorlar.
1919 yılından sonraki sürecin, iki cepheyle sınırlı Türk-Yunan savaşının bir "bağımsızlık/ulusal kurtuluş" mücadelesi olarak değerlendirilmesi de ikinci önemli hatadır, ki bu değerlendirme 1918’den sonraki Mustafa Kemal’in öncülüğündeki dönemde devam eden soykırıma; o dönem yaşanan sürgün ve katliamlara meşruiyet sağlamaktadır. Bir yandan "emperyalizme karşı bağımsızlık" iddiasıyla mücadele yürütülürken "isyancılar" Kemalistlerce "vatan haini" ilan edilmiş ve katledilmeleri haklı gösterilmeye çalışılmıştır.
Bu ikinci değerlendirme, İTC’nin devamı olan Kemalistleri, onlardan ayırmaya ve "ülkeleri işgal altından olan" Kemalistleri haklı gösterme çabasından başka bir şey değildir. Böylece Pontos’ta 353 bin Rum’un katledilmesi ve kalanların da Türkleştirilip Müslümanlaştırılması ile sonuçlanan soykırım görmezden gelinmiştir.
Sol Hareketin Sınırları
Genel olarak yaşanan coğrafyayı Türkiye ya da ‘Anadolu’ diye tarif eden Türkiye sol hareketi sınıfsız ve sınırsız bir dünya için mücadele ettiğini propaganda eder. Ama birçok sol, sosyalist örgüt kendisini Türk, Türkiye sözcükleriyle başlayan isimlerle anarken mücadele alanı ise sınırsız değil, sınırlıdır. O sınır 28 Ocak 1920’de İstanbul’da son toplantısını yapan Meclisi-Mebusan’ın o gün kabul edip, 17 Şubat 1920’de duyurduğu Misak-ı Milli sınırlarıdır. Bu sınırlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin diğer bir deyimle burjuvazinin belirlediği sınırlardır. Ancak cumhuriyetin kuruluşu öncesinde bu sınırların dışında yer alan bir çok bölgede bugünkü sınırlar içerisinde yaşayan çeşitli uluslarla ortak geçmişe, aynı etnik kimliğe ve inanca sahip olanlar genel olarak Türkiye sol hareketinin önemli bir bölümünün mücadele alanı dışındadır. Kürdistan, Lazistan, Ermenistan gibi parçalı ülkelerin sadece Misak- Milli sınırları içinde yer alan insanları için mücadele yürütülürken bu ulusal kimliklerin ayrı örgütlenmelerine de sıcak bakılmaz. Yürütülecek mücadele burjuvazinin belirlediği Misak-i Milli sınırları içinde ulusal kimlikten "bağımsız" ele alınmalıdır; bu da diğer ulusal kimlikleri ret etmek ve ulusal kimliğin toptan Türk olarak kabul edilmesi anlamına gelir.
Mustafa Suphi ile başlayan sosyalizm tarihi
Son yıllara kadar Türkiye sol hareketinin büyük bir çoğunluğu sosyalizmin tarihini TKP’nin kurucusu Mustafa Suphi ile başlatıyordu. Oysa 15 Haziran 1915’te Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Sosyalist Hınçak Partisi üyeleri, yalnız kendi halklarının hakları için değil, tüm insanlığın kurtuluşu için savaşan Madteos Sarkisyan (Paramaz) ve 19 arkadaşı bu toprakların Ermeni sosyalistleridir.
Beyazıt’ta darağacına ilk çıkartılan Paramaz’ın idam sehpasındaki sözleri, “Siz sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz fakat inandığımız fikirleri asla. Yaşasın sosyalizm” mesajı, sonradan darağaçlarına çıkartılan "Türkiyeli" devrimcilerin de sözü olur ama adları anılmaz. Yıllarca Ermeni Soykırımı’nı dile getirip mücadele eden Ermeni diasporası sosyalist oldukları için Paramazları yok sayarken, Türkiye sol hareketi de Ermeni oldukları için onları görmezden gelir. 20. yüzyılın başında Selanik’teki birçok işçi grevini örgütleyen sendika liderleri Rum, Bulgar, Sırp, Yahudi oldukları için yine Türkiye sol hareketinin tarihinde yer almaz.
İrvem Keskinoğlu'nun Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde verdiği bilgiye göre, 1910 yılında 1 Mayıs, Selanik ile birkaç Rumeli kentinde daha kutlanır. 1911'de ise Üsküp, Selanik, İstanbul, Edirne ve bazı Trakya kentlerinde kutlamalar yapılır. Selanik'te 14'ten fazla sendikaya bağlı Yahudi, Bulgar, Rum/Helen ve Müslüman işçilerden oluşan 2 bin kişinin katıldığı mitingde 4 ayrı dilden konuşmalar yapılır. Yük arabası sürücüleri, mavnacılar, liman ve yükleme-boşaltma işçileri iş bırakırlar. Sosyalizmin tarihi Mustafa Suphi ile başlatıldığı için 1921 yılından öncesi bu tarihte yer almaz.
Sol hareketin Osmanlı tarihine bakışı
Türkiye sol hareketinin Osmanlı tarihine, bu tarihteki isyanlara ve devrimci liderlere bakışı da sorunludur. Bu tarihteki isyanlar arasında Ermeni ve Rumların adı geçmez. Resmi tarihçilerin bile artık inkâr edemediği nüfus olarak Müslümanlardan çok daha fazla olan Hıristiyan halklar bu coğrafyada Osmanlı tarihinde sanki hiç yaşamamıştır. Bu yüzden de bu tarihten çıkarılan devrimci kişiler ya Müslüman ya da Alevi inancındandır.
Rus klasikleri, Latin Amerikalı direnişçiler ve sosyalist devrimi gerçekleştirmiş ülkelerin tarihindeki birçok detay bilinirken bu toprakların tarihi ne yazık ki bilinmez.
Bilinmeyen Rigas Anayasası
18.yüzyılın sonları Osmanlısının bir aydın ve düşünürü olan Rigas (Velesitinli Rigas ya da Ferreos Rigas) Helen ve Türk tarihçiler tarafından Helen devriminin öncüsü olarak tanımlanır. Hatta 1821 Helen devriminin ilham kaynağı olarak da adlandırılır çeşitli çevrelerce.
Onu ünlü yapan ise 1797 yılında hazırladığı devrimci anayasadır. İki bölümden oluşan bu anayasanın 35 maddelik ‘İnsan Hakları’ bölümünde
"Yasalar tüm yurttaşların katılımıyla yapılmalıdır Memurluk ancak yeteneğe göre verilmelidir; soylu oldukları için değil. Kimse yasalara aykırı olarak tutuklanamaz. İbadet ve inançlar her din için eşit şekilde özgür olmalıdır. Kölelik yasaktır. Tüm yurttaşlar kanun yapma, seçme seçilme hakkına sahiptir. Yönetim, halkın şikâyetlerini dinlemediği ve sorunu halletmediği durumda yurttaşların ayaklanması en kutsal haktır’’gibi maddelerin yanı sıra 124 maddeden oluşan ‘Anayasanın İlkeleri’ adlı ikinci bölümde şu maddeler yer alır:
“Egemen halk, din ve dil gözetmeden, Rum/Helen, Bulgar, Arnavut, Ulah, Ermeni, Türk ve başka etnik kimlikler dâhil Osmanlı’nın bütün sakinleridir.
Bir tek ferdin ezildiği yerde toplumun bütünü ezilmektedir.
Toplum mutsuz yurttaşlarına geçim araçları sağlar.
Meclis toplantıları halka açıktır." gibi ilkeler içerir.
Rigas bu anayasanın Bosna’dan Arabistan’a kadar Osmanlı topraklarında bir devrim yapılarak uygulanması için mücadele eder. 1797’de anayasa çoğaltılarak tüm Osmanlı illerinde dağıtılır.
1757 yılında Osmanlı’nın (bugün Yunanistan sınırları içinde) Teselya, Velestin köyünde dünyaya gelen ve Osmanlı vatandaşı olan Rigas bugün de, Helenler, Arnavutlar, Romenler, Bulgarlarca kendilerinden görülüp sahiplenilir. Özgür düşünceyi, monarşilere karşı cumhuriyet fikrini savunan Rigas ayrıca Avrupa karanlığına son veren Rönesans’ın öncüleri gibi özellikle eski Helen eserlerini yeniden okuyup diğer dillerdeki birçok düşünürün kitabının çevirilerini yapar. Devrimci şiirler ve marşlar yazar. Haziran 1798’de Avusturya polisi tarafından tutuklanarak yedi arkadaşı ile birlikte Osmanlı’ya teslim edilen Rigas, boğularak öldürülür ve Tuna nehrine atılır. Rigas da Rum/Helen olduğu için Türkiye sol hareketinin tarihinde ya da tarihteki devrimci kişiler içinde yer almaz.
Trabzonlu devrimci gazeteci, öğretmen Nikos Kapetanidis de Pontoslu Rum olduğu için Türkiye sol hareketinin tarihi içinde yer almayanlardan biridir. 1921 yılında Amasya Meydanı’nda idam edilen Nikos Kapetanidis Epochi gazetesiyle eğitim sorunlarını, özellikle Rumca eğitim veren yerel okulları dile getiren araştırma ve yazılar yayımlar. Rumca eğitimin Patrikhane ve dini (Hıristiyan) otoriteler tarafından kontrol edilmesine karşı çıkar. Bunların yanı sıra Pontos’ta resmi devlet görevlilerinin vahşeti ve sivillere yönelik katliamlarla ilgili yazılar yayımlar; katliamları yapanların isimlerini mevkilerini de anlatır yazılarında. Ve ne acıdır ki Nikos Kapetanidis’i gazetesine gidip onu tehdit eden Pontos Rum Soykırımı'nın eli kanlı sorumlularından Topal Osman, İpsiz Recep gibi çeteci katiller kimi sol, sosyalist çevrelerce "kurtuluş savaşı kahramanı" olarak anılır.
Sol Hareketin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ve Mustafa Kemal’e bakışı
Sosyalizmin tarihinin Mustafa Suphilerle başlatılmasının arkasında Osmanlı’nın aydın, devrimci hareketleri olarak görülen Jön Türkler vardır. Sol hareketin büyük çoğunluğu Fransız devriminden etkilendiklerini sık sık belirttiği Osmanlı asker ve bürokratlarından oluşan Jön Türkleri ilerici olarak değerlendirir. Bu yanıyla da Birinci ve İkinci Meşrutiyet'e 1923’te ilan edilen cumhuriyete devrimci ilerici misyonlar yüklenmesine sebep olmuştur. Ve yer yer bu geleneğin devamcısı olunduğu dile de getirilmiştir. Oysa bu tarih baştan aşağıya darbeler tarihidir.
1876: I. Meşrutiyet ve Abdülhamit’in İstibdat (Baskı) Dönemi
Abdülhamit’in tahta çıkarıldığı (V. Murat’ın tahttan indirildiği) 1876 yılında ilk Anayasa hazırlanıp, parlamento açılır. Ancak tüm yetkiler padişaha bağlı olduğu için daha ikinci oturumun ardından meclisi tatil eden Abdülhamit, 30 yıl sürecek bir mutlakiyet dönemini başlatır.
‘93 Harbi olarak da anılan 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nın ardından, Sırbistan, Karadağ, Romanya gibi eyaletlerin tam bağımsızlıklarını ilan etmesi Osmanlı’nın sonunun geldiği korkusuyla iktidarı giderek sertleştirmiştir. Artık tek korku, değişik ulus ve dinlerden tebaanın peşi sıra bağımsızlık peşinde olacağıdır. Ve tabi tüm bunların arkasında "dış düşmanların" olduğu propaganda edilir. Abdülhamit, muhbir ağı, hafiye takibi, zorunlu tayin ve sürgünler, sansür, gözaltı, tutuklama gibi yöntemlerle tüm muhalifleri sindirir.
“Güvenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlayamayan devleti, mali açıdan bir disipline kavuşturmak için 1881 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi kurulur. Bu kurum uzun süredir biriken dış borçların ödenmesini kurala bağlamak üzere Avrupalı devletlerin idaresi altında teşkilatlanır ve belli devlet gelirleri borçları karşılamak üzere baştan bu idareye tahsis edilir.”
Bu arada 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanması üzerine imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’nın 16. maddesi ve 1878 Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermeni tebaasına bir dizi söz verilir. Bu sözlerin tutulmaması Ermenilerin iktidara karşı tavırlarını sertleştirmelerine sebep olur. Bunun sonucu olarak 1887’de Cenevre’de Devrimci Hınçak Partisi (1909’dan sonra Sosyal Demokrat Hınçak) kurulur. Onu 1890’da Tiflis’te kurulan Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci
Federasyonu) izler. (Ancak ilk Ermeni Partisi Armenakan Van’da 1885’te kurulmuştur) Ermeniler örgütlü oldukları her yerde seslerini yükseltmeye başlarlar.
Ermeni Soykırımı'nın habercisi ilk katliamlar yine bu dönem hayata geçirilir. 1894’te Sason’da, 1895’te Trabzon’dan başlayarak tüm doğu vilayetlerine, Halep ve Kilikya’ya yayılan, 1896’da ise Van, Eğin ve İstanbul’daki katliamlar, Trabzon ve İstanbul dışında Hamidiye Alayları aracılığıyla gerçekleştirilecekti. 1894-1895 arasındaki Ermeni kayıpları, Ermeni Patrikhanesi’ne göre 300 bin, Avrupalı konsolosluklara göre 100 bin ila 200 bin arasında değişiyordu.
1908: 2. Meşrutiyet
Abdülhamit’in padişahlığı ile 32 yıl süren baskı (İstibdat) döneminin ardından 23 Temmuz 1908 tarihinde ikinci kez Meşrutiyet ilan edilir. Birincisinde batılı devletlere verilen reform sözlerini geçiştirmeyi hedeflemekten başka bir içeriği olmayan Anayasa'nın ilanı ve parlamentonun açılması nasıl bir reform ve ilericilik özelliği taşımıyorsa, ikincisinin de aynı niyeti taşıdığı kısa bir zaman sonra anlaşılacaktı. Kimi çevrelerce bir burjuva demokratik devrim olarak değerlendirilecek 2. Meşrutiyet aslında çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı devletinin devamını sağlamak için, Osmanlı despotizminden kurtulmak isteyen uluslara karşı bir "karşı devrim" niteliğindeydi.
“Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik” kavramlarıyla Osmanlı sınırları içinde yaşayan Hıristiyan inancından ulusların temsilcileri parlamentoda yer alacak ve böylelikle bir umut ortamı yaratılacaktı ama 1909 yılında Adana’da 30 bin Ermeni’nin hayatına mal olacak katliam ile aslında değişen bir şeyin olmadığı anlaşılacaktı.
Meşrutiyet’in ilanını sağlayan güçler Jön Türkler olarak anılacaktı. Özellikle batıda eğitim görmüş Osmanlı asker bürokratlarından oluşan bu kesimlerin amacı toprak ve güç kaybı yaşayan Osmanlı’yı ayakta tutmaktı. Bunun nasıl olacağı konusunda çeşitli düşünceler olmasına rağmen belirgin düşünce Sünni Müslüman inancın ve Türk milliyetçiliğinin öncülüğünde bir siyasi önderlikle burjuva sınıflar oluşturmak ve özellikle sermayenin Müslümanlaştırılması ile bir ulus devlet olmaktı. Bu siyasi önderliği de Jön Türk hareketi içindeki bürokrat ve askerlerin kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti yürütecekti.
1914 Birinci Paylaşım Savaşı
Birinci Paylaşım Savaşı 1914 yılında İtilaf Devletleri olarak adlandırılacak Fransa, Britanya İmparatorluğu, Rusya (1914-1917), İtalya (1915-1918), ABD (1917-1918), Romanya (1916-1918), Japonya, Sırbistan, Belçika, Yunanistan (1917-1918), Portekiz (1916-1918), Karadağ (1914-1916) ile İttifak Devletleri olarak adlandırılacak Alman İmparatorluğu, Avusturya Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan (1915-1918) arasındaki iki taraftan oluşan savaştır. 1914 ile 1918 yılları arasında süren bu savaşta 70 milyon asker yer alır ve 9 milyon askerin yanı sıra 8 milyona yakın sivil de hayatını kaybeder, haritalar ve sınırlar savaşın galiplerince yeniden belirlenir.
Osmanlı ordusu bu savaşta Kafkasya, Çanakkale, Sina-Filistin, Hicaz-Yemen, Irak, İran, Galiçya ve Makedonya’da savaşır ve 325 bin askerini kaybeder. Ama istatistiklere yansıyan asıl önemli sayı ise Osmanlı’nın bu savaş sonrası kaybettiği sivil sayısıdır. Osmanlı İmparatorluğu kayıplar listesinin sivillerle ilgili başlığında 2.150.000 sivil kaybı ile ilk sırada yer alır.
Osmanlı devletinin bu savaşa dahil olmasının sebebi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Almanların savaşı kazanacağını düşünerek son dönemde kaybedilen toprakları geri alma hayalidir. Aynı zamanda savaş sermayenin Müslümanlaştırılması projesi olan soykırım için de iyi bir zemin olacak, Ermeni ve Süryanilerin hemen hemen tamamen Rumların da kısmen imhası ile birinci etap tamamlanacaktı. (İkinci etaba 1919’da Mustafa Kemal öncülüğünde Pontoslu Rumların ve Küçük Asya Rumlarının yok edilmesi ile devam edilecekti.)
İstatistiklere Osmanlı’nın “kaybı” olarak yansıyan 2.150.000 sayının içinde 1,5 milyon Ermeni, 250 bin Süryani, 150 bin Rum’un katledilmesi de dâhildir. Yani bu kayıpların 2 milyona yakını Osmanlı’nın savaştığı herhangi bir ülkenin ordusu tarafından değil, bizzat
Osmanlı’nın kendi güçleri tarafından katledilen insanlardı.
1915 Ermeni Soykırımı
14 Temmuz 1914’te Marksist Ermeni Partisi Hınçak’ın 20 yönetici kadrosu, Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’yı öldürmeyi planladıkları gerekçesiyle tutuklanıp ihanetle yargılanır. 15 Haziran 1915 tarihinde İstanbul-Beyazıt Meydanı’nda, Harbiye Nazırlığı önünde asılarak idam edilirler. Hınçak Partisi, İttihat ve Terakkiciler ile ortak çalışmayı reddeden tek Ermeni partisidir. 1908 sonrası silahlı mücadeleyi terk etmiş olsalar da İttihatçıların kendisi için tehlike olarak gördüğü bir siyasi yapılanmadır.
Bir diğer Ermeni örgütlenmesi olan Taşnak ise özellikle Abdülhamit’e muhalefet sürecinde Jön Türklerle ortak hareket etmiş olsa da 12 Nisan 1915 tarihinde önderlerinin büyük bir bölümü tutuklanarak hapse atılır.
24 Nisan 1915 yılında ise İstanbul’da aralarında tanınmış şairler; Daniel Varujan, Siamanto ve Rupen Sevak’ın da bulunduğu yüzlerce Ermeni aydını tutuklanır. 1915 Şubat’ında 15-55 yaş aralığında olan Ermeniler yük taşıma ve yol yapım işlerinin yapıldığı Amele Taburlarına alındılar. Bunlar aslında erkek Hıristiyanlardan oluşan zorunlu çalışma taburlarıydı. Amele Taburları’ndaki savunmasız Ermeniler, angarya iş sona erdikten sonra öldürüldüler.
Ve geriye kalan Ermeni nüfusun tehciri başladı. Tehcirler ilk önce Kilikya-Ermeni yerleşimleri Zeytun ve Dörtyol, daha sonra ise Erzurum, Trabzon, Sivas, Harput, Diyarbakır ve Bitlis’te gerçekleşti. (1915 Mart -1915 Haziran) Bağdat’taki Ermeniler Musul’a sürüldü.
Asur /Nasturi/ Keldani (Doğu Süryanileri) Soykırımı
Aynı tarihlerde gerçekleştirilen Süryani Soykırımı, Ermeni Soykırımı’nın gölgesinde kalır, araştırmacıların, tarihçilerin uzun süre ilgisini de çekmez. Sevr’e katılan Asur delegeleri, Asurlu Hıristiyanların güvenliğini sağlamak amacıyla bir Asur devleti talebinde bulunurlar. Bunun üzerine Sevr Anlaşması’na gelecekte “Asur-Keldanilerin güvenliği için” tam garanti sunması gereken bir otonom Kürdistan kurulmasını içeren 62. madde eklenir. Asur sorununa ilişkin Milletler Cemiyeti gölgesinde yürütülen 1925 yılında Kanada’ya göç ettirilmesi projesinin yanı sıra, umutsuz geri dönüş ve sınır geçme çabaları da başka katliamlara yol açar. Kurbanların sayısına ilişkin birbiriyle çelişik rakamlar olmasına karşın, Asur Keldani delegasyonunun Paris Barış Konferansı’nda verdikleri 250 bin sayısı, kurban sayısının aslında hayli önemli boyutta olduğunu göstermektedir.
Bu tarihsel gerçekler resmi tarihte ya yok sayılır ya yalanlarla çarpıtılır ya da tüm bu soykırım süreci gerekçelendirilerek meşrulaştırılır. Türkiye sol hareketinin büyük bir çoğunluğu da bu süreci resmi tarihten bağımsız değerlendirememiş ya da değerlendirmemiştir. Bu nedenle de bu soykırım sürecine bakışta inkârcı cephede yer almıştır.
Yüzyıllık cumhuriyet tarihinin kanlı sayfalarına yüzlercesi eklenecek katliamlar zincirinin önemli bir halkasını oluşturan 1918 sonrası, yedi düvele karşı verildiği iddia edilen anti emperyalist “kurtuluş savaşı" masalı ve Mustafa Kemal’e yüklenen devrimci misyon ise Türkiye sol hareketinin en önemli hatalarından birisidir. Elbette bu yazının konusundan bağımsız değildir ancak başka bir yazının konusu olarak ele alınıp yazılacaktır.
http://www.marksistteori1.org/983-tuerkiye-sol-hareketinin-soyk-r-mlara-bak-s.html




submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2018.05.16 04:14 ersagburada Ersağ Parfümleri

🎏🎑🎊PARFÜME DAİR MERAK ETTİKLERİMİZ VE ERSAĞ PARFÜMLERİNİN TERCİH İHTİMALLERİ
✨Parfüm yüzyıllardır insanların tercih ettiği hoş kokulara verilen isim. Bu hoş kokuları, kimi daha güzel kokmak için, kimi rahatsız edici vücut kokusunu engellemek için, kimi kendini daha iyi hissetmek için kullanır. Daha bir çok nedenden tercih edilen parfümlerde bir çok insanın takıldığı konu; "hangi parfüm?" sorusudur. Bu soruda karşı tarafa olarak cevap vermek çoğu zaman çok zordur. Kişisel deneyimle "evet bu benim kokum" denilebilecek bir konu da, hele hele uzaktan parfüm önermek oldukça zordur.
Bu araştırma konumuz üzerine yaklaşık iki aydır çalışıyorum. Elbette bir çok kaynağa müracaat ettim, bir çok yazı okudum konuya dair ancak bu paylaşımın bir farkı var. Hem de bu güne kadar parfüme dair yazılan çizilen pek çok yazıdan ayrılan bir fark.. Ersağ Isparta Büro müşteri temsilcimiz Cemile Çoğal'ın tespitleri doğrultusunda hazırlanmış olması bir çok Ersağ Kullanıcısına ışık olacak diye düşünüyorum. Ersağ parfümlerini tek tek ele aldık ve kimler hangi tercihi yapabilir sorusuna cevap olabilecek bir yazı hazırladık. Ayrıca fotoğraf çekimi için oldukça uğraştık. Fotoğraf çekimlerinde de yardımcı olan Sevgili Cemile'ye teşekkür ediyorum. Ancak hemen belirtmem gereken bir konu var ki; konumuz parfüm... Dolayısıyla yüzde yüz böyledir diyemeyeceğimiz bir konudur bu. Yani en güzeli parfüm isteyen kişilerin denemesini sağlamak. Bu konuda da unutulmaması gereken karşımızda ki denemek istediğin de bile bizim konuya dair bilgi sahibi olmamız çok önemli.
Parfümle ilgili bu yazıda; "Parfüm kullanırken nelere dikkat etmeliyiz? Parfümler içinde ki alkol nedir? Parfümlerde "nota-notalar" nedir? Ersağ Parfümlerini seçerken Yaş, Ten Rengi, Kişinin Karakterine göre tercih edilen parfümler nelerdir? " Sorularına cevap olmasına özen gösterdik.
✳️PARFÜM KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER;✳️
❎Temiz tene uygulayın Parfümün güzel kokması için kullanılan bölgenin temiz olması gerekiyor. Etkileyici ve güzel bir kokunun ilk şartı temiz bir ten. Özellikle banyodan sonra sürülen parfüm çok daha kalıcı oluyor. Çünkü ciltteki gözenekler banyodan sonra açılıyor ve kokuyu daha iyi emiyor. Ayrıca banyo esnasında parfümün yan ürünlerini kullanmak, kokunun kalıcılığını arttırmaya yardımcı oluyor.
❎Güzel kokmak için parfümü doğru yere sıkın Parfümün kalıcılığını arttırmak ve uzun süre güzel kokmak için bedeninizdeki doğru yerleri tespit etmek gerekiyor. Nabzın attığı yerler parfümün kalıcılığını ve güzel kokuyu destekleyen en iyi yerlerdir. Bilekler, boyun, göğüs arası, kulak arkası ve diz araları daha sıcak ve nemli bölgeler olduğu için parfüm bu bölgelerde kullanılmalı. Buralara sıkılan parfümler daha iyi yayılarak uzun süren kalıcılık sağlanıyor.
❎Doğru parfüm seçerken cilt tipinize dikkat edin Doğru parfüm seçerken dikkat edilmesi gereken bir diğer faktör de cilt tipi. Cilt tipi parfümün kalıcılığını etkiliyor. Cilt tipinizi belirledikten sonra işiniz daha kolay bir hale geliyor. Parfümü daha uzun süre saklayan yağlı cilt tipine sahip olanlar bu konuda oldukça şanslılar. Ancak kuru bir cilt yapısına sahip olanlar için durum birazcık farklı. Uzmanlar, kuru ciltte parfümün kalıcı olmadığını ifade ediyor. Bu yüzden kuru cilde sahip olanların parfümü biraz daha fazla sürmelerini öneriyor.
❎Her beğendiğiniz koku size yakışmaz Doğru parfüm seçimi yaparken en önemli kokuyu beğenmeniz değil bedeninizde nasıl koktuğudur. Modada olduğu gibi parfümde de en güzel parfüm kendine yakışanı bulmaktan geçiyor. Uzmanlar, beğendiğiniz bir parfümü denemeden karar vermemenizi öneriyor. Parfümler kokularını, cilt kokusuyla birleşerek gösterirler. Bu yüzden kendi teninizde denemeden parfüm seçmek kimi zaman hayal kırıklığı yaratabiliyor.
❎Üçten daha fazla koku denemeyin Kendi parfümünüze karar verirken öncelikle bileğinizi iç tarafına bir parça sıkın ve üstünden 10 dakika geçmesini bekleyin. Bu sürede alkol buharlaşır ve vücudun kimyasıyla uyumu tamamlanarak gerçek etkisi ortaya çıkıyor. Bu yöntemle en fazla 3 kokuya bakın. Daha fazlası koku duyunuzun geçici süreyle etkisizleşmesine sebep olur. Kokuları birbirine karıştırmak istemiyorsanız kokular arasında kahve koklayın. Kahve kokusu parfüm kokularını nötrleyerek koku alma duyularınızın açılmasına sağlar.
❎Parfümlerinizi KARANLIK VE SERİN YERDE saklayın Parfümlerin saklanma koşulları ömürlerini uzatıyor. Parfümleri karanlık, kapalı ve serin ortamlarda saklamak en iyisi yöntem. Kapağı kapalı olarak dolapta saklanan parfümlerin ömrü uzuyor.
❎Bileklerinizi ovuşturmayın Parfüm sıktıktan sokra bilekleri ovuşturmak, yapılan en büyük yanlışlardan biridir. Sürtmenin etkisiyle ısınan ten sonucu ortaya çıkan enzimler parfümün kokusunu değiştirir. Bu nedenle bileklerinizi ovuşturmamaya dikkat edin.
❎Küçük boy tercih edin Parfümler, uzun süre bekledikten sonra zararlı ve alerjik madde içeren bakteriler üretmeye başlar. Ayrıca dayanıklılığı da günden güne azalacak olan parfümlerin ömrünün 3 ay olduğu bilinmektedir. Bu durumda küçük şişeli parfümler tercih etmek en doğru seçenek olacaktır.
❎EDT Yerine EDP Tercih Edin Parfüm markalarının sonunda genelde EDP ya EDT şeklinde uzantılar bulunur. Birçok kullanıcı bunların tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyebilir. EDP yani (Eau De Parfum) daha kalıcı etkisi bulunmaktadır. EDT (Eau De Toilette) diğerine göre kalıcılık süresi daha azdır. Bunun nedeni EDP’de parfüm esans oranı daha yüksek seviyededir. EDT’de %8 olan oran EDP’de %15-20 düzeyinde olabilmektedir. Bu nedenle dikkat etmeniz iyi olur.
✴️Parfüme Alerjinizi Var Mı? Nasıl Anlarsınız?✴️ Belirli bir parfüme alerjiniz olup olmadığını denemek için bir damlasını bileğinize sürün. Bir saat içinde şiddetli kaşıntı, kızarma ya da başka bir belirti olmazsa alerjiniz yok demektir.
❎Parfümü Saçlarınıza Sıkmayı Deneniz mi? Belki de birçoğunuzun ilk defa duyduğu bu uygulama profesyonel anlamda en fazla kalıcılığı sağlayacaktır. İsterseniz saçınıza isterseniz saçınızı taramak için kullandığınız fırça tarağa sıkarak saçınızı bu şekilde tarayabilirsiniz.
✳️PARFÜMLERDE Kİ ALKOL TARTIŞMASI✳️ Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: "Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır." (Nesai, Eşribe, 25 ) Keza Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: "Her sarhoş edici şey haramdır. Bir küp içildiği takdirde sarhoşluk veren bir şeyin tek avucu da, tek yudumu da haramdır." (1) Alkolün tabiatta var olduğu bilinen bir gerçektir. Yediğimiz kimi meyve ve yiyeceklerde bize zarar vermeyecek oranlarda etil alkol (ethanol) vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm): "Üzümden içki yapılır, hurmadan içki yapılır, baldan içki yapılır, buğdaydan içki yapılır, arpadan içki yapılır. Ben sizi bütün sarhoş edicilerden yasaklıyorum." [Ebû Dâvud, Eşribe 4, (3676); Tirmizî, Eşribe 8, (1873)] buyurmakla, bu meyve ve yiyeceklerde fıtrî olarak bulunan alkol oranlarına işaret ettikten sonra, bu alkol oranlarını özel işlemlerden geçirip mayalandırmak sûretiyle fazlalaştırarak sarhoş edici bir düzeye getirip bunu içmeyi yasakladığını bildiriyor. Dikkat edelim: haram kılınan, alkolü arttırılmış içecektir, sarhoşluk veren içkidir. Bu açıdan etil alkolün de çeşitleri vardır. Belli bir mayalama süresini aşmayan alkoller caizdir. Ancak mayalaşma oluşmuş alkoller caiz değildir. Örneğin kefir gibi helal bir yiyecek az bir süre bekletilirse caizdir. Ancak belli bir müddet mayalanması için beklenirse caiz olmaz. (1) bk. Buhârî, Eşribe 4, Vudû 71; Müslim, Eşribe 67-68, (2001); Muvatta, Eşribe 9, (2, 845); Ebû Dâvud, Eşribe 5, (3682, 3687); Tirmizî, Eşribe 2, 3, (1864, 1867); Nesâî, Eşribe 23, (8, (298)
✳️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE TERCİH EDERKEN SİZE YOL GÖSTEREBİLECEK İPUÇLARI;✳️
"EDT Yerine EDP Tercih Edin Parfüm markalarının sonunda genelde EDP ya EDT şeklinde uzantılar bulunur. Birçok kullanıcı bunların tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyebilir. EDP yani (Eau De Parfum) daha kalıcı etkisi bulunmaktadır. EDT (Eau De Toilette) diğerine göre kalıcılık süresi daha azdır. Bunun nedeni EDP’de parfüm esans oranı daha yüksek seviyededir. EDT’de %8 olan oran EDP’de %15-20 düzeyinde olabilmektedir. Bu nedenle dikkat etmeniz iyi olur." 🔴ERSAĞ PARFÜMLERİNDE EDP UZANTISI VARDIR
➡️ Aşağıdaki tespitler kişilerin tercihlerine ve beğenilerine göre bilgi olarak toparlanmıştır. Yüzde yüz böyledir diye düşünülmemesi gerekmektedir.
☑️TEN RENGİNE GÖRE;
💠KADINLARDA
🔵ESMER TENLİ GENÇLER; 🔸Esila 🔸Ahenk 🔸Frezya 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ GENÇLER 🔸Lilyum 🔸Esila ( 20 Yaş Altı tercih ediyor) 🔸Lavinya 🔸Krizantem 🔵ESMER TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ; 🔸Reyya 🔸Gardenya 🔸Krizantem 🔸Amira 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ; 🔸Lilyum 🔸Frezya 🔸Açelya
💠ERKEKLERDE
🔵ESMER TENLİ GENÇLER 🔸Poyraz 🔸Ayaz 🔸Rüzgar 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ GENÇLER 🔸Lodos 🔸BKR 🔸Rüzgar 🔵ESMER TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ 🔸Poyraz 🔸Kuzey 🔸Ayaz 🔸Bora 🔸Amir 🔸Okyanus ( 50 yaş üzeri) 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ 🔸Rüzgar 🔸Bkr 🔸Poyraz
☑️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE KOKULARIN HAFİFLİK AĞIRLIK DEĞERLERİ;
💠KADINLAR;
🔻HAFİF -ORTA -AĞIR(FANTAZİ KOKULAR)
🔵HAFİF KOKULAR 1️⃣ (en hafif) Lilyum 2️⃣ Krizantem 3️⃣ Açelya 4️⃣ Lavinya 🔵ORTA 1️⃣Frezya 🔵AĞIR (FANTAZİ KOKULAR) 1️⃣ ( en ağır) Reyya 2️⃣ Gardenya 3️⃣ Esila 4️⃣ Amira 5️⃣ Ahenk ( Şekerimsi)
💠ERKEKLER;
🔻HAFİF- ORTA - AĞIR (FANTAZİ) KOKULAR
🔵HAFİF KOKULAR 1️⃣Lodos 🔵ORTA 1️⃣Rüzgar 2️⃣Poyraz 3️⃣BKR 4️⃣Bora 5️⃣Amir 🔵AĞIR (FANTAZİ) KOKULAR 1️⃣Kuzey 2️⃣Ayaz 3️⃣Okyanus
✳️PARFÜM NOTALARI NEDİR?✳️
Parfümde nota denildiği zaman kastedilen şey parfüm kokusunun açılma kademeleridir. Parfümün kullanıldığı andan itibaren, farklı zamanlarda farklı kokuların açığa çıkmasının sebebi bu notalardır.
Üst, orta ve baz. Üst notalar, parfüm uygulandığı an duyulan koku olup etkisi ancak birkaç dakika sürer. Orta noktalar, keskin üst noktalar yok olduğunda ortaya çıkar ve etkisi birkaç saat sürer. Baz notalar, kokuya zenginlik ve derinlik katmakta ve genellikle parfüm uygulandıktan en az yarım saat sonra, orta nota kaybolmaya yakınken duyulmaya başlar. Baz notların etkisi gün boyu sürer.
☑️ÜST NOTA☑️ Üst nota, parfümün sıkıldığı an duyulan ilk kokudur ve en uçucu esanslardan oluştuğu için etkisi ancak birkaç dakika sürer. Tüketicinin deneme aşamasında aldığı koku olması nedeniyle, parfüm pazarlaması ve satışı açısından en çok önem verilen, ancak kullanım sırasında en az etkisi olan kokulardır. Bu nedenle parfüm alırken hemen ilk başta duyulan kokuya göre yorum yapmamak gerekir. Üst notalara “tepe noktası” da denmektedir. Turunçgil ve zencefil kokuları keskin ve çabuk buharlaşmaları nedeniyle üst nota bileşenlerinde sıkça kullanılır. ☑️ORTA NOTA☑️ Orta nota, keskin üst notalar yok olduğunda ortaya çıkar ve etkisi birkaç saat sürer. Parfümün karakteri, onu farklı ve beğenilir kılan bölüm aslında bu katmanın içindedir. Orta notaya önemini belirtmek açısından “kalp notası” da denmekte olup, en belirgin halini kokunun cilde (tene) yerleşmesi ile belli eder. Eğer bir parfüm satın alacaksak biraz sabredip orta notadaki kokuların açığa çıkmasını beklemek daha doğru olacaktır. Genellikle parfümlerin orta notalarında daha geç havaya karışan, çiçeksi ve aromatik kokular bulunur. ☑️ALT NOTA☑️ Kokuya zenginlik ve derinlik katmakta ve genellikle parfüm uygulandıktan en az yarım saat sonra, orta nota kaybolmaya yakınken duyulmaya başlayan notadır. Alt notanın kokuları yoğunluk olarak daha baskındır. Bu kısım parfümün gerçek kişiliğinin, kalıcılığının ve başarısının ifadesidir. Alt notaların etkisi parfümün kalıcılığıyla orantılı olup, gün boyu sürebilir. Alt notaya “baz nota” veya “dip nota” da denilmektedir.
☑️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE KARAKTER VE YAŞAM ŞEKLİNE GÖRE TERCİH İHTİMALLERİ☑️
🔸NOT; Aşağıdaki tespitler kişilerin tercihlerine ve beğenilerine göre bilgi olarak toparlanmıştır. Yüzde yüz böyledir diye düşünülmemesi gerekmektedir.
💠KADIN💠
🔷AÇELYA ; Her yaş grubunun, her ten renginin ALKOLSÜZ üretildiği için kullanabileceği şekilde içeriği ayarlanmıştır. Ana (Üst) Notalar; Portakal, Ahududu, Neroli(narenciye) Orta Notalar Yasemin, Portakal, Gardenya Son (Baz) Notalar; Bal Kokuları
🔷REYYA; Kendini kokusuyla hissettirmeye çalışan, süse meraklı, benim bildiğim doğru diyen, sonradan yakaladığı güzellikleri seven kadınların tercih ettiği koku olarak gözlemlendi Ana (Üst) Notaları; Gül, Japon Elma, Yeşil Yapraklar Orta Notaları Lotus, Siyah Orkide, Kırmızı Ağaçlar Son (Baz) Notaları; Siyah Menekşe ve Kehribar
🔷FREZYA; Kendine güvenen, başarılı işlere imza atmış, hırslı değil ancak çalışkan kadınların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Bu bölümde ki kadınlar İş kolik değildir. ) Ana (Üst) Notaları; Galbanum(taze,baharatlı ), Bergamut, Orta Notaları Gül, Portakal Çiçeği Son (Baz) Notaları; Amber (sıcak, tatlı ve dikkat çekicidir), Sandal Ağacı(odunsu)
🔷GARDENYA; Yönetmeyi seven, prensipli, yönetici, dominant kadınlar genelde tercih etmektedirler. Ana (Üst) Notaları; Bitki Buketi Orta Notaları Nane, Kakule(Egzotik, yakıcı ve kuvvetli baharat grubundan), Portakal Çiçeği Son (Baz) Notaları; Vanilya ve Tonka Fasulyesi(Parfüme oryantal bir hava verir.)
🔷LAVİNYA; Duygusal, romantik, hayatının her alanında baş rolde aşk olan kadınların tercih ettiği koku olduğu gözlenmiştir. Ana (Üst) Notaları; Yasemin, Havuç, Baharatlı Kişniş Otu Orta Notaları Kakule, Şeftali Son (Baz) Notaları; Odunsu-Misk(Yoğun, kuvvetli ve egzotik), Vanilya
🔷KRİZANTEM; Sakin kendi halinde, yaşadıklarını içinde saklayan, hayata dair yüksek beklentisi olmayan, akışında yaşayan, dertlerini içinde yaşayan kadınlar tercih etmektedir. Ana (Üst) Notaları; Mandalina Yaban Mersini Orta Notaları; Liça Son (Baz) Notaları; Misk, Vanilya, Amber
🔷LİLYUM; Kendinden emin olduğunu her haliyle belli eden, seyahat etmeyi, gezmeyi çok seven, sosyal ve son derece aktif kadınların tercih ettiği koku olarak değerlendirmeye alınmıştır. Ana (Üst) Notaları; Aromatik meyve kokuları Orta Notaları; Mandalina, Portakal, Pembe Greyfurt, Yasemin, Gül Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı, Sedir Ağacı, Misk
🔷AHENK; Uçuk kaçık, her ortama uyum sağlayan, eğlenmeyi, gezmeyi, seyahat etmeyi seven, insanlarla çabuk kaynaşan, anlaşan kadınların tercih ettiği koku olarak değerlendirildi. Ana (Üst) Notaları; Ahududu Orta Notaları; Şakayık çiçeği Son (Baz) Notaları; Misk ve odunsu koku
🔷ESİLA ; Kokuya aşık, güzel koksun iz bıraksın yeter diye düşünen, buram buram koksun diyen kadınların tercih ettiği bir koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Taze Vanilya, Yeşil Mandalina Orta Notaları; Su Yasemini, Zambak Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı, Kaşmir, Ambergris (Koku profili hafif tuzlu, sıcak bir ten-vücut kokusu gibidir.)
🔷AMİRA; Davete giderken, özel bir yere giderken, bir toplantıya, bir seminere giderken tercih edilen bir koku olabilir. Ana (Üst) Notaları; Siyah frenküzümü, Portakal ve Pembe Greyfurt Orta Notaları; Taze Kavun ve Kayısı Çiçeği, Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı ve Beyaz misk
💠ERKEK💠
🔶BORA; Her yaş grubunun, her ten renginin ALKOLSÜZ üretildiği için kullanabileceği şekilde içeriği ayarlanmıştır. Ana (Üst) Notaları; Sedir, Misk, Amber Orta Notaları; Zencefil Son (Baz) Notaları; Portakal, Mandalina, Greyfurt, Bergamot
🔶POYRAZ; Öğrenci, öğretmen, iş yoğunluğu, koşturusu yoğun bakımlı bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Kendinden emin iş hayatında çok büyük işler yapan değil de yine de kendi halinde başarılı olan bayların kokusu diyebiliriz. Ana (Üst) Notaları; Limon, Portakal, Mandalina Orta Notaları; Deniz Kokusu, Gül, Menekşe, Muhabbet Çiçeği Son (Baz) Notaları; Sedir Ağacı, Yosun
🔶RÜZGAR; Erkeksi erkeksi kokmak isteyen, masaya yumruğunu vurup olaylarda hakimiyet kurmak isteyen, ben buradayım mesajını vermek isteyen bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Yeşil Elma, Lavanta, Greyfurt Orta Notaları; Karanfil, Adaçayı, Itır Yaprakları Son (Baz) Notaları; Çam Yaprakları, Yosun
🔶LODOS; Naif, yumuşak başlı, halim selim, iyi huylu diye tanımlanan bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Zencefil, Biber Orta Notaları; Siyah Fesleğen, Adaçayı, Sedir Son (Baz) Notaları; Kehribar, Paçuli, Brezilya Sekoya, Süet ➰Paçuli // Yeşil ve odunsu temada sınıflandırılan paçuli bitkisi kalıcı esansıyla dingin ve etkili bir koku isteyenlerin de seçimi oluyor. ➰Kehriba/ Ağaçların kendilerini korumak amacıyla salgıladıkları reçine bir zaman sonra katılaşır ve fosilleşir. Bal rengi ile kızıl renk arasında farklılık gösterir. Fosil taş olarak hafifçe ısıtıldığında, hoş bir koku duyabilirsiniz. Ancak tıpkı kendi kendini saklayan çam reçinesi gibi, Ambere hapsolan kokuyu ortaya çıkaran da yine parfümörler oluyor. Amber özlü parfümlerin çoğu özellikle sonbahar ve kış ayları için harika kokular. Amber ülkemizde anlam karmaşası olan bir nota. Bunuda hemen kısaca açıklamaya çalışıp aklınızda bir yer edinmesini sağlamak istiyorum. Amber diye telaffuz ettiğimiz yukarıda açıklaması yapılan kehribardır. ➰Sekoya // Sekoya Kaliforniya’da yetişen, yüksek boylu ve çok uzun ömür­lü, kozalaklı ağaç.
🔶KUZEY; Görmüş geçirmiş, hayatın çemberinden geçtim ve duruldum diyen, sakin bir hayat yaşamak isteyen bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Liçi (Tropikal bir meyvedir. Türkiye’de Mersin civarında da yetiştirilmektedir. Liçi ağacı 15-20 metre boyuna ulaşabilen meyvesi 3-4 cm uzunluğunu bulan bir ağaçtır. Dış görünümü çileğe benzemek ile beraber, daha sert ve beyaz bir iç görünümü bulunmaktadır.), Frezya Orta Notaları; Manolya, Zencefil Son (Baz) Notaları; Amber
🔶OKYANUS; Belli bir hayat tecrübesini aşmış, belli yollardan geçmiş, bir sürü şeyi geride bırakmış bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Ylang Ylang (Özellikle çiçekli ve oryantal kokularla birlikte kullanılır. Baş döndürücü, tatlı kokusuyla parfüm üretiminde sıklıkla karşılaşılan bir bileşendir.), Yer Mantarı, Bergamot, Frenk Üzümü Orta Notaları; Orkide, Meyveli Notalar Son (Baz) Notaları; Koyu Çikolata, Tütsü, Sandal Ağacı
🔶AYAZ; İş kolik, iş adamı profilinde, takım elbiseli o toplantı senin bu toplantı benim havasında stabil yaşayan bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Yakut, Mandalina, Greyfurt, Nane Orta Notaları; Gül, Tarçın Baharat Kokuları Son (Baz) Notaları; Kehribar
🔶BKR; Bakımlı, kendine özen gösteren, titiz, seçici, başarılı, hayatı seven, hayat ile birlikte işini de seven bayların tercih ettiği bir koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Greyfurt, Okyanus notaları Orta Notaları; Defne Yaprağı, Yasemin Son (Baz) Notaları; Gri Amber, Meşe Yosunu, Vanilya
🔶AMİR; Seyahat etmeyi seven, hareketli ve aynı zamanda iş yoğunluğu fazla, ancak yoğunluğuna rağmen gezmeye zaman ayıran bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Baharatlı Aromatik kokular Orta Notaları; Taze Kavun, Ananas Son (Baz) Notaları; Vanilya, Amber
Bir Konuya dair tekrar hatırlatalım, bu tespitler bu güne kadar tercih eden ve evet bu benim kokum diyen insanların ten renkleri, yaşları, ve hayat görüşlerinde ki farklılıklarında ki grafikle oluşturuldu. Konuyu hazırlarken tecrübeleri ile yardım eden Sevgili Cemile Çoğal'a teşekkür ediyorum.
📝Araştıran Hazırlayan Yazan Özlem Ayral Ersağ Parfümleri Deneyim Uzmanı Cemile Çoğal
submitted by ersagburada to organikurunalisverisi [link] [comments]


Mert Şenel - Şaraplar ve Kadınlar (Official Video) - YouTube Okey’le Sıcak Sırrınız - YouTube sıcak yaşlı kadın - YouTube Yuvarlak Vücut Hatlarına Sahip Kızlar İçin En İyi Dar ... Tuvaletde altına sıcan Kadın - YouTube Bir erkek bir kadın özel sahne - YouTube +18 kızlar rus kızları sevişme sıcak - YouTube Azmış Kadınla Sevişerek Masaj Yapıyor Sert sevişme - YouTube Teniste Yaşanmış En Sıcak ve Eğlenceli Anlar - YouTube ODADA ATEŞLİ SEVİŞME - YouTube

Kadınlar için tüm bilgiler

  1. Mert Şenel - Şaraplar ve Kadınlar (Official Video) - YouTube
  2. Okey’le Sıcak Sırrınız - YouTube
  3. sıcak yaşlı kadın - YouTube
  4. Yuvarlak Vücut Hatlarına Sahip Kızlar İçin En İyi Dar ...
  5. Tuvaletde altına sıcan Kadın - YouTube
  6. Bir erkek bir kadın özel sahne - YouTube
  7. +18 kızlar rus kızları sevişme sıcak - YouTube
  8. Azmış Kadınla Sevişerek Masaj Yapıyor Sert sevişme - YouTube
  9. Teniste Yaşanmış En Sıcak ve Eğlenceli Anlar - YouTube
  10. ODADA ATEŞLİ SEVİŞME - YouTube

http://en.wikipedia.org/wiki/Human_sexuality Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Mert Şenel'in 'Şaraplar ve Kadınlar' isimli teklisi ILS Vision Music etiketi ile YouTube ve tüm dijital platformlarda yayında! Söz ve Müzik: Mert Şenel Altya... Bugün tenis maçlarında yaşanmış en ilgi çekici ve komik anlardan bahsedeceğiz. Eğer hazırsanız hemen eğlenceli videomuza geçelim. Abone ol ve Takip et BakBak... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Abone Ol: https://pubg.tc/LgH8 Subscribe: https://pubg.tc/LgH8 Şu Anda İzliyorsunuz: Yuvarlak Vücut Hatlarına Sahip Kızlar İçin En İyi Pantolon Önerile... izle, abone ol. Yeni Okey sıcak temas,sıcak sırrınız.. http://www.ok.com.tr/#/products Facebook: http://facebook.com/clubokey Twitter: https://twitter.com/clubokey