Nerede çoğu işleri ne yapmak

Yeni Kimlik Seri No – Cilt No Nerede Yazıyor? Milyonlarca vatandaş yeni kimlik kartı gündeme gelmesinden itibaren eski kimliklerine veda ettiler. Halen daha eski kimlikler kullanıma açık olsa da belirlenen tarihlere kadar yeni kimliğe geçme işleri devam etmekte ve çoğu vatandaş yeni kimliklerini kullanmaya başladılar. Yapmak istediğiniz işin türü ne olursa olsun, en fazla dikkat etmeniz gereken konu eyaletiniz tarafından istenen yasal yeterliliklere uymaktır. Açık pazar yerleri, kendinizi ve sektörü test etmek için son derece iyi yerlerdir. Çoğu şehirde farklı toplumsal profillere ev sahipliği yapan çeşitli pazar yerleri bulunmaktadır. Ortada bir yönetmelik olmayınca ve yapılacak onlarca iş olunca, Ön Hekimlik yapacağınız yerde çoğu zaman üstünüze vazife olmayacak işleri yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bu faslı fazlaca uzatmak istemiyorum. Kısaca İntern ne demek, ne iş yaparı özetleyeyim. İntern, ön hekim demektir. Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencisidir ... Kamu sektörü hariç, piyasadaki çoğu kurum ne mezunu olduğunuzdan ziyade ne iş yapabildiğinize göre size iş imkanı sağlar. Ama genel çerçeve olarak, programlama, network, web development,project management gibi birçok bilgisayar mühendisinin de yaptığı işleri yapmaktadır CTIS mezunları. Umarım yardımcı olabilmişimdir. Fetö ihanet şebekesi, hem Türkiye’de, hem de Dünya’daki muhtelif ülkelerde kurmuş olduğu okullar vasıtasıyla çok yaygın ve yoğun faaliyetler yürütüyor. Okullaşma, bu şebekenin yürüttüğü faaliyetlerin sadece bir türüdür; her türlü yayın faaliyetlerinden lobi faaliyetlerine, ekonomik faaliyetlerden ilgili ülkelerdeki yönetimlerle yürüttükleri işbirliğine ... Senin için söylenebilecek ilk söz, iyimser olmalı. Senin üstünden çok büyük bir oyun oynansa bile, sen bunu fark edemeyecek kadar iyimsersin. Bu demek değil ki, saf salaksın. Aksine bunları sen de fark ediyorsun; ancak sadece kötüye yorma gibi bir alışkanlığın yok. FEN İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ ... - Stratejik Plan’ın hazırlanmasını sağlamak, sekreteryasını yapmak, planı Belediye Meclisi’ne sunmak. - Yapılacak yatırımlarla ilgili avan projeleri etüt etmek, hazırlamak, Uygulama projelerini yapmak. ... Kültür Merkezi inşaatlarına başlanmış olup çoğu tamamlanmıştır. Londra’nın West End bölgesinde bulunan Covent Garden semti tiyatro ve eğlence anlamında Londra’nın merkezi sayılıyor. Araç trafiğine kapalı olan Covent Garden Meydanı aynı zamanda Kraliyet Opera Evi’ne Londra Ulaşım Müzesi’ne, butiklere, restoranlara, sokak çalgıcılarına ve dans gösterilerine ev sahipliği yapıyor. Daha sağlıklı seçimler yapmak ve seçenekleri azaltmak için plan yapın. Ben, Pazar günü, 15-20 dakikamı ayırıp o haftanın hangi günü ve takriben hangi saatinde ne yapacağımı bir kağıda yazıyorum. O hafta bittiğinde neleri başarmış olmanın beni iyi hissettireceğini düşünüyor ve onları da yazıyorum. Eğer değeri ne bilin. Eğer özü çalışmaları yapmak ve ne için size fıstık ödemek birçok çevrimiçi yazı web siteleri vardır. Bu tür şirketlerin kurbanı etmeyin. Büyük balıkları alın. kayıt için hangi sitelerin bilin. Eğer yazma becerileri için iyi bir getiri elde etmek bilmemiz gerekiyor.

GRRM - 2014 Söyleşileri

2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.03.27 18:35 karanotlar Yuval Noah Harari Koronavirüs Sonrası Dünya

Yuval Noah Harari Koronavirüs Sonrası Dünya
İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari’nin 20 Mart’ta Financial Times’ta yayımlanan, “Koronavirüs sonrası dünyaya totaliter gözetleme rejimleri mi, yoksa küresel dayanışma mı hâkim olacak?” başlıklı yazısını Okan Yücel çevirdi.
https://preview.redd.it/fmowedyo39p41.jpg?width=540&format=pjpg&auto=webp&s=27d2a19c1dcda276632a9d1d3d3e6d3384e71e66
“İnsanlık şu an küresel bir kriz içinde. Muhtemelen bizim neslimizin en büyük krizi bu. Hükümetlerin ve toplumların alacağı kararlar büyük ihtimalle bizim gelecek onlarca yılımızı belirleyecek. Yalnızca sağlık sistemimizi değil, ekonomiyi, siyaseti ve kültürümüzü de şekillendirecek. Çabuk harekete geçmeli ve kararlı olmalıyız. Aksiyonlarımızın uzun dönemli sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmeliyiz. Alternatifler arasından en iyisini seçerken sadece ani tehditlere karşı nasıl çözüm üreteceğimizi değil, bu fırtına geçtiği zaman nasıl bir dünyada yaşıyor olacağımızı da düşünmeliyiz.
“Bütün ülkeler sosyal deney haline geldi”
Pek çok kısa vadeli acil önlem artık hayatımızın önemli bir parçası olacak. Acil durumların doğası böyledir. Tarihi süreçleri hızlandırırlar. Normalde uzun yıllar düşünülerek verilmesi gereken kararların birkaç saat içinde verilmesi gerekir. Henüz tam anlamıyla hazır olmayan ve hatta tehlikeli teknolojiler hizmete sunulur, çünkü hiçbir şey yapmamanın riski daha büyüktür. Şu an pek çok ülke bir sosyal deney haline geldi. Herkes evden çalışırsa ve iletişimi belli bir mesafeden uzakta gerçekleştirirse ne olur? Bütün okullar ve üniversiteler çevrimiçi eğitim verirse ne olur? Normal zamanlarda hükümetler, şirketler veya okulların girişmeye gerek görmeyeceği uygulamalar şu an yürürlükte, çünkü normal bir zamandan geçmiyoruz.
Bu kriz anında oldukça önemli iki seçimde bulunacağız. İlk seçim totaliter gözetleme mekanizması ile yurttaşların güçlendirilmesi arasında, ikinci seçim ise milliyetçi izolasyonizm ile küresel dayanışma arasında olacak.
Tepeden tırnağa gözetim
Salgını durdurmak için bütün toplumların uyması gereken standart kurallar bulunuyor. Buna ulaşmanın iki ana yolu var. İlk yolu hükümetlerin vatandaşları takip etmesi ve kurallara uymayanları cezalandırması. İnsanlık tarihinde ilk kez bugünkü teknoloji sayesinde herkesi her zaman takip etmek mümkün. Bundan elli sene önce KGB bütün Sovyet toplumunu 24 saat boyunca izlemeyi hayal edemezdi. KGB insan etkinliğine ve analistlere güvenirdi. Her vatandaşın başına bir kişi dikemezsiniz. Ancak artık hükümetler bu konuda insan gücü yerine kuvvetli algoritmalara ve teknolojilere güvenebilirler.
Koronavirüs ile mücadelede pek çok hükümet şimdiden gözetleme politikası uygulamaya başladı bile. En büyük örnek de Çin. İnsanların akıllı telefonlarını yakından takip ederek, milyonlarca yüz tanıma kamerası kullanarak, insanların ateşlerini ölçüp raporlamalarını sağlayarak Çin hükümeti yalnızca koronavirüs taşıma şüphesine sahip insanları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda hareketlerini takip edip kimlerle temas kurduğunu da öğrenebiliyor. İnsanlara enfekte olan bir hastadan ne kadar uzakta olduğunu söyleyen çok sayıda mobil uygulaması var.
Bu teknolojilerin kullanımı sadece Doğu Asya ile sınırlı değil. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Güvenlik Ajansı’na kısa süre önce normalde terörizmle mücadelede kullanılan gözetleme teknolojilerini koronavirüs hastalarının takibinde kullanma yetkisi verdi. Meclis alt komisyonu bunu reddedince geçici olan acil durum yasası ile bu hakkı tanıdı.
“Salgın, gözetleme uygulamaları açısından bir dönüm noktası teşkil edebilir”
Bunların hiçbirinin yeni uygulamalar olmadığını söylüyor olabilirsiniz. Ancak son yıllarda hem şirketler hem de hükümetler insanları takip etmek, gözetlemek ve manipüle etmek için daha sofistike teknolojiler kullanıyorlar. Eğer dikkatli olmazsak bu salgın gözetleme tarihi açısından çok önemli bir dönüm noktası teşkil edecek. Sadece şu ana kadar bu mekanizmaları reddeden ülkelere de uygulanmasını normalleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda gözetleme sistemi artık deri üzerinden deri altına geçiş yapacak.
Şu ana kadar akıllı telefonunuzun ekranına temas ettiğinizde ya da bir bağlantıya tıkladığınızda hükümet tam olarak hangi bilgiye ulaştığınızı bilmek istiyordu. Ancak koronavirüs ile birlikte odak noktası da değişti. Artık hükümet parmağınızın ısısını ve altındaki damarın kan pompalama hızını bile öğrenmek isteyecek.
Gözetleme konusundaki pozisyonumuzla ilgili yaptığımız çalışmalarda bizi en çok zorlayan tam olarak nasıl gözetlendiğimizi ve önümüzdeki senelerin ne gibi yenilikler getireceğini bilemememizdir. Gözetleme teknolojisi aşırı hızlı ilerliyor ve on sene önce bize bilimkurgu gibi gelenler bugün eskimiş durumda. Düşünce deneyi olarak şöyle bir şey hayal edin: 24 saat boyunca vatandaşlarının kalp atışlarını ve vücut ısılarını ölçmek isteyen bir hükümet bütün vatandaşlarına bu işe yarayacak bir bileklik takıyor. Sonuçlar da yine hükümetin oluşturduğu algoritmalar tarafından analiz ediliyor. Siz bile bilmeden bu veriler sizin hasta olup olmadığınızı bilirken aynı zamanda ne zaman, nerede olduğunuzu, kimlerle görüştüğünüzü de tespit edebilecek. Böyle bir sistem salgını birkaç gün içinde durdurabilir. Ne kadar muhteşem değil mi?
Olumsuz tarafı ise tabii ki inanılmaz bir gözetim mekanizmasına meşruiyet kazandıracak olması. Mesela CNN yerine FOX News bağlantısına tıklarsam siyasî düşüncemin yanı sıra kişiliğim ile ilgili de ne çıkarımlar yapılacaktır, kimbilir. Eğer kalp atış hızımı ve kan akışımı takip ederseniz aynı zamanda beni neyin sinirlendirdiğini ve güldürdüğünü de göreceksiniz.
Şunu hatırlamamız gerekir ki sinirlenme, eğlenme, âşık olma veya sıkılma gibi durumlar da tıpkı öksürme ve hasta olma gibi biyolojik olgulardır. Eğer bu gözetim mekanizmaları devam ederse hükümetler bizi bizden daha iyi tanıyacaklar. Duygularımızı tahmin edip onları manipüle ederek bize istedikleri malları ve siyasetçileri satabilecekler. Kuzey Kore’de bu sistemin 2030 yılında geçerli olduğunu varsayalım. Eğer “Büyük Lider”in konuşmasını dinlerken sinirlenirseniz, akıbetiniz malûm.
Elbette ki biyometrik gözetlemeyi yalnızca acil durum zamanlarında kullanılan bir önlem olarak da kurgulayabilirsiniz. Ancak ya her zaman bir acil durum olma riski ile yaşamaya başlarsak ne olacak? Örneğin benim ülkem olan İsrail 1948’deki Bağımsızlık Savaşı’nda olağanüstü hal ilan etmişti. Bağımsızlık Savaşı kazanılalı uzun zaman oldu ama İsrail olağanüstü halin kalktığını hiçbir zaman ilan etmedi.
Koronavirüs sona erse bile bizim özel hayatımız ile ilgili veri toplamaya aşık olan hükümetlerimiz biyometrik gözetim mekanizmalarını kullanmayı devam edecek ve bunu “bir sonraki salgına karşı önlem” olarak pazarlayacaklar. Ancak gerçek sebebi hepimiz bileceğiz. Son yıllarda özel hayatımızın gizliliği üzerinde büyük bir savaş yaşanıyor. Koronavirüs krizi bu savaşın tepe noktası olabilir. Eğer insanlara özel hayatın gizliliği mi yoksa sağlık mı diye sorarsanız insanların çoğu sağlığı seçer.
“Doğru bilgilendirilen bir toplum her zaman cahil bir halktan daha güçlüdür”
İnsanlara özel hayat mı sağlık mı diye sormak, sorunun kökeni itibarıyla oldukça yanlış. Hem özel hayatımızı yaşayıp hem de sağlığımızı elimizde tutabiliriz. Hem sağlığımızı koruyup hem de totaliter gözetim rejimlerini kurumsallaştırmadan yurttaşları güçlendirerek koronavirüsü yenebiliriz. Koronavirüsün nasıl yenileceğinin en iyi metotlarını Güney Kore, Tayvan ve Singapur buldu. Bu ülkeler de birtakım takip mekanizmaları geliştirseler de daha çok teste, dürüst açıklamalara ve doğru bilgilendirilen toplumla gerçekleştirilecek işbirliğine güvendiler.
Merkezileşmiş takip sistemleri ve sert cezalandırma yöntemleri insanları faydalı kılavuzları kullanmaya teşvik etmenin tek yolu değillerdir. İnsanlara bilimsel gerçekler doğru aktarıldığında ve insanlar da otoritelerin kendilerine bu konularda doğru bilgiler verdiklerine inandığında, “Büyük Birader”den emir almadan doğru olanı zaten yapacaklardır. Kendi kendine motive olmuş ve doğru bilgilendirilmiş bir toplum her zaman için gözetlenen ve cahil bırakılan bir toplumdan daha güçlüdür.
Örneğin ellerinizi sabunla yıkadığınızı düşünün. İnsan hijyenindeki en büyük ilerlemelerden biridir. Bu basit uygulama her yıl milyonlarca insanın hayatını kurtarıyor. Her ne kadar biz bunu var olan durum üzerinden kabul etsek de bilim insanları elleri sabunla yıkamanın önemli olduğunu 19. yüzyılda keşfetmişlerdi. Önceden doktorlar ve hemşireler bile bir operasyondan diğerine ellerini yıkamadan giderlerdi. Bugün milyarlarca insan her gün düzenli olarak ellerini yıkıyorlar. Bunu sabun polislerinden korktukları için değil, gerçeği bildikleri için yapıyorlar. Bakterilerin ve virüslerin elime bulaştığını, bunların hastalığa neden olabileceğini ve sabunla ellerimi yıkayarak onları etkisiz hale getireceğimi biliyorum.
“Siyasetçiler bilime olan güveni azaltmak istediler”
Ancak böylesi bir duyarlılık için güven ve işbirliği gereklidir. İnsanların bilime, kamu otoritelerine ve medyaya güvenmeleri lazımdır. Son birkaç yılda sorumsuz siyasetçiler bilime olan güveni bilerek önemsizleştirdiler. Aynı siyasetçiler şimdi de “Toplumun doğru olanı yapacağını bilemezsiniz” argümanı ile otoriter yönetimlerini daha da katı hale getirmek için can atıyorlar.
Normalde, yıllardır erozyona uğramış bir güvensizlik sorunu bir gecede çözülemez. Ancak normal zamanlardan geçmiyoruz. Kriz zamanlarında insanların düşünceleri çok çabuk değişebilir. Kardeşlerinizle uzun yıllar kavga etmiş olabilirsiniz, ancak acil bir durum ortaya çıktığında hemen konuşup birbirinize yardım edersiniz, çünkü gizli bir güven ve yakınlık keşfedersiniz. Bir gözetim rejimi inşa etmek yerine insanların bilime, otoritelere ve medyaya güvenini yeniden inşa etmek için henüz çok geç değil. Elbette ki teknolojiden de faydalanmalıyız. Ancak teknolojiyi insanları güçlendirmek için kullanmalıyız. Elbette ki ateşimin ve kan basıncımın takip edilmesini istiyorum. Ancak bunun bir hükümete mutlak güç sağlamak için kullanılmasını istemiyorum. Bunun yerine bu verilerin benim yapacağım seçimleri kolaylaştırması ve hükümetin de eylemlerinden dolayı hesap vermesi için kullanılmasını istiyorum.
Eğer sağlık durumumu 24 saat takip edebilseydim, sadece diğer insanlar için bir sağlık sorunu teşkil edip etmeyeceğimi değil, hangi alışkanlıkların sağlığıma iyi geleceğini de bilirdim. Eğer koronavirüs salgını boyunca güvenilir verilere ulaşıp onları analiz edebilirsem hükümetin doğru politikaları uygulayıp uygulamadığını ya da bana yalan söyleyip söylemediğini de değerlendirebilirim. İnsanlar ne zaman gözetleme hakkında konuşursa, şunu unutmayın ki gözetleme teknolojisi hükümetlerin insanları gözetlemesi için kullanılabileceği gibi insanların hükümetleri gözetlemesi için de kullanılabilir.
Koronavirüs salgını yurttaşlar için oldukça büyük bir test. Önümüzdeki günlerde her birimiz kendini düşünen siyasetçilere ya da komplo teorilerine değil, bilimsel verilere güvenmeyi seçmeliyiz. Eğer doğru seçimi yapamazsak sağlığımızı korumanın tek yolu olduğunu düşünerek birçok değerli özgürlüğümüzden kendi isteğimizle vazgeçmiş oluruz.
Küresel bir plana ihtiyacımız var
İkinci tercihimizi ise milliyetçi izolasyonizm ile küresel dayanışma arasında yapacağız. Salgın hastalıklar da sonucunda ortaya çıkan ekonomik krizler de küresel sorunlardır. Yalnızca küresel çaptaki işbirliği ile çözülebilir.
Öncelikli olarak, virüsü yenmemiz için herkesin bilgi paylaşımında bulunması gerekiyor. Bu, insanlar için virüslere karşı mücadelede büyük bir avantaj. Çin’deki virüslerle ABD’deki virüsler “İnsanları nasıl daha çok etkileyebiliriz” diye iletişime geçemezler. Ancak Çin ABD’ye koronavirüs ile nasıl mücadele edebileceğine dair oldukça değerli tavsiyeler verebilir. Milano’daki İtalyan bir doktorun keşfettiği bir yöntem Tahran’daki insanın hayatını kurtarabilir. Ancak bunun için kürsel bir işbirliği ve güven ortamının oluşturulması şart.
Ülkeler şeffaf şekilde bilgi paylaşmaya ve mütevazı şekilde tavsiye almaya açık olmalılar. Aynı zamanda aldıkları bilgilere de güvenmeliler. Özellikle test kitleri ve solunum cihazları gibi ekipmanları dünya geneline yaymamız gerekiyor. Tıpkı ülkelerin savaş zamanı önemli endüstrilerini kamulaştırmaları gibi koronavirüse karşı verdiğimiz mücadele de önemli üretim mekanizmalarının insancıl hale gelmesini sağlayabiliriz. Az sayıda koronavirüs vakası olan zengin bir ülke ekipmanlarını daha çok vakanın görüldüğü fakir bir ülkeye gönderebilir. Tabii bunu yaparken ertesi gün kendisi zor bir duruma düştüğünde başkalarının da ona yardım edeceğine inanması gerekiyor.
Küresel işbirliği sağlık çalışanları için de gerekli. Hastalıktan daha az etkilenen ülkeler sağlık personellerini salgından olumsuz etkilenen ülkelere gönderebilirler. Hem yardım eli uzatılmış hem de oldukça değerli bir tecrübe edinilmiş olur. Salgının seyri değişirse, bu kez yardım edilen taraf değişir.
Ekonomik alanda da benzer bir işbirliği elzem hale gelebilir. Talep zincirinin doğasını düşünürsek eğer bütün hükümetler diğerlerini önemsemeden kendi çözümlerini uygulamaya kalkarsa kriz daha da derinleşir. Acil bir küresel eylem planına ihtiyacımız var.
Bir başka ihtiyaç ise seyahat konusunda küresel bir uzlaşıya varmak. Aylar boyunca seyahat etmeyi yasaklamak koronavirüs ile mücadeleyi de zarara uğratır. En azından bilim insanları, doktorlar, gazetecileri, siyasetçiler ve iş insanlarının seyahat etmelerine izin verilmeli. Bu da seyahat edecek kişilerin kontrolden geçirilmesiyle mümkün olabilir. Eğer kontrol esnasında bir sorun ortaya çıkmamışsa bu kişiler uçağa binerken veya başka bir ülke tarafından kabul edilirken sıkıntı yaşamazlar.
“Şu an kolektif bir paralize olma hali var”
Ne yazık ki şu an ülkeler bunların çok azını gerçekleştiriyorlar. Kolektif bir paralize olma hali uluslararası toplumu olumsuz etkilemiş durumda. Sanki ortamda hiçbir yetişkin yok gibi. Birkaç hafta önceden dünyadaki önemli liderlerin bir toplantı gerçekleştirip acil bir ortak eylem planı ortaya koyması beklenirdi. G7 ülkeleri anca bu hafta video konferans ile bir toplantı gerçekleştirdiler ve sonucunda da hiçbir plan ortaya koyamadılar.
2008 küresel krizi veya 2014 Ebola salgını gibi dönemlerde ABD küresel liderlik iddiasını sürdürmüştü. Ancak mevcut ABD yönetimi bu rolü bırakmış durumda. ABD yönetimi, insanlığın geleceği yerine ABD’nin büyüklüğünü öncelik haline getirdiğini açıkça belli etti.
Bu yönetim en yakın müttefiklerini bile terk etti. AB’ye seyahat etmeyi yasaklarken bu konuyla ilgili AB kurullarıyla görüşmedi bile. Alman ilaç şirketinin üzerinde çalıştığı Kovid-19 aşısının tüm haklarını 1 milyar dolara satın almak istedi. Bu yönetim bir küresel eylem planı açıklasa bile, hiçbir konuda sorumluluk almayan, asla hatasını kabul etmeyen ve iyi işleri kendisinin yaptığını iddia edip kötü olaylar için başkalarını suçlayan birisinin peşinden çok az ülke gider.
Eğer ABD’nin bıraktığı boşluk başka ülkeler tarafından doldurulamazsa, sadece salgını durdurmak daha da zorlu hale gelmekle kalmayacak, bırakılan miras önümüzdeki yıllarda uluslararası ilişkiler sistemini de zehirlemeye devam edecek. Yine de her kriz bir fırsattır. Umuyorum ki bu salgın, insanların küresel uyuşmazlığın ve anlaşmazlıkların ortaya çıkardığı vahim tehlikeleri fark etmesine neden olur.
İnsanlık bir seçim yapmak zorunda. Uyuşmazlık yolunu mu takip edeceğiz, yoksa küresel dayanışmadan yana mı olacağız? Eğer uyuşmazlığı seçersek bu durum sadece krizi uzatmakla kalmayacak, gelecekteki çok daha vahim olayların habercisi olacak. Eğer küresel dayanışmayı seçersek sadece koronavirüse karşı değil 21. yüzyıl boyunca insanlığa saldıracak diğer bütün salgınlara ve krizlere karşı da zafer elde edeceğiz.
https://dunyalilar.org/yuval-noah-harari-koronavirus-sonrasi-dunya.html/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.10.25 11:27 utku1337 Güvenlik Alanında Kendini Geliştirmek İsteyen Öğrenciler İçin Tavsiyeler

Son iki senedir güvenlik alanında kariyer yapmak isteyen genç arkadaşlardan çokça e-posta alıyorum. Bunların çoğuna detaylı yanıt verirken bir kısmına bazen vakitsizlikten, bazen gözümden kaçtığı için, bazen de bilerek cevap veremiyorum. Bilerek cevap vermeme sebebim de, yanlış tavsiye vererek insanların hayatında kötü sonuçlar almasını istemiyorum. Yanlış tavsiye vermekten korkuyorum çünkü ben üniversitenin başlarındayken aldığım neredeyse her tavsiye yanlış çıktı. Üstelik bu tavsiyeleri aldığım insanlar kendi alanlarında başarılı insanlardı. Örneğin kimi siber güvenlik sektörünün Türkiye'de asla gelişmeyeceğini, dolayısıyla bu alanda kariyer hedeflememem gerektiğini söylüyordu. Bir başkası da Sourceforge'a (O dönemler Github pek bilinmiyordu) yüklediğim projelerin pek bir önemi olmadığı, naylon da olsa staj yapmam gerektiğini söylüyordu. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu verilen tavsiyelerin birebir tersi çıktı. Bunun sebebi de teknoloji dünyasının çok hızlı değişiyor olması. Önümüzdeki 4-5 seneyi tahmin etmek bile her zaman kolay olmuyor. Ancak yine de genç arkadaşlara kendi görüşlerimi anlatmak istiyorum.
Bu yazıda elimden geldiğince gerçekçi olmaya çalışacağım. Bu şekilde başarılı olma şansınızın yüzde olarak daha artacağına inanıyorum.

Üniversite

İyi bir üniversite eğitimi iyi bir güvenlik uzmanı olmak için şart değil, ancak kişiye çok büyük ivme katabilecek bir etmen. İyi bir üniversitede alınacak Bilgisayar Mühendisliği/Bilimleri eğitiminin kişiye katacağı şöyle özellikler olacaktır:

Ancak şanslıyız ki internet diye bir şey var. İnternet, coğrafyanın kader etkisini azaltan, insanlığın başına gelen en güzel şeylerden biri. Anadolu'nun ücra bir köşesinden bile Standford'un derslerini dinleme şansımız var. Tabiki diğer çevresel imkanlardan mahkum kalacağız ama yine de bilgi seviyemizi yükseltmemiz mümkün. Eğer iyi bir üniversite okuma şansınız yoksa üzülmeyin, çalışarak bu açığı kapatmak imkansız değil. Ancak üniversite gereksizdir diye de havaya girmeyin, çünkü siz oyuna 3-0 geriden başlıyorsunuz. Rehavete kapılarak onları yakalamanız mümkün olmayacak.

Aranan Güvenlikçi

Güvenlik dünyasının günümüzdeki durumu, yeni başlayanlar için büyük bir ilüzyon sunuyor. Birkaç araç kullanmayı öğrenmiş, güvenlik açıkları hakkında biraz bilgi sahibi olan insan, sektördeki büyük boşluğu da görerek bir anda ben oldum havasına girebiliyor. Ancak güvenlik dünyasına giriş seviyesi muhtemelen ileride günümüzdeki kadar düşük olmayacak. Nasıl ki 10 sene öncesine göre günümüzde çoğu güvenlik faaliyeti otomatize olduysa, ileride de öyle olacak. Sistemlerin çalışma prensiplerini bilmeyen, güvenlik problemlerine çözümler geliştirmeyen, programlama ve diğer disiplinlere hakim olmayan kişilere güvenlik dünyasında ihtiyaç kalmayacak. Çünkü onların işleri de otomatikleşecek. Hem günümüzde, hem gelecekte her daim aranan, işsiz kalma ihtimali olmayan bir kişi olmak istiyorsanız şu özelliklere sahip olmanız gerekir:


Hedefler

Bu kısımda karışık olarak üniversite hayatınız boyunca belirlemeniz gereken hedeflere yer vereceğim.
Okul Dersleri
Okulun ilk yıllarında kimya, fizik gibi dersler vaktimizin çoğunu ne yazık ki çalacak. Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile zorunlu tutulmayan bu dersler Türkiye'deki bilgisayar fakültelerinde ne yazık ki öğrencilere dayatılıyor. Bu dersleri vakit kaybetmeden vermeniz iyi olacaktır. Onun dışında kalan bilgisayar derslerine mutlaka sıkı çalışın, bunlara ihtiyacım yok demeyin. Sıkı çalışmanın yanında bu derslerde öğrendiklerinizin gerçek hayattaki uygulamalarını mutlaka inceleyin. Öğrencilik hayatım boyunca ortalaması çok yüksek ancak derslerin gerçek hayattaki karşılığı hakkında hiçbir fikri olmayan çok insan gördüm.
Ortalama konusuna çok kafayı takmayın. Dersten öğrenmeniz gerekenleri öğrendiğinizi düşünüyorsanız ve dersi geçtiyseniz tamamdır. İş hayatında ortalamanın önemi sıfıra yakın. Ama akademisyen olma gibi bir düşünceniz varsa ortalamaya dikkat etmeniz gerekir.

İngilizce
Yukarıda da bahsettiğim gibi eğer %100 İngilizce ders işlenen bir üniversitede okuyorsanız 4 senenin sonunda illaki iyi bir İngilizce'ye sahip oluyorsunuz. Peki geriye kalan insanlar ne olacak? Örneğin Erzurum'da doğan bir kişiyi düşünün. Hayatı boyunca hep derslerine çok iyi çalışmış, liseyi şehrin en iyi okulunda okumuş, üniversite sınavında da iyi bir sonuç çıkartarak İstanbul Üniversitesine girmiş. Burada da derslerine çok iyi çalışarak okulu çok iyi bir dereceyle bitirmiş. Ne yazık ki bu kişi hayatı boyunca yüzde yüzüyle derslerine çalışsa da çalışma hayatında geri planda olacak. Çünkü özel bir üniversitede okuyan kişi iyi İngilizce'si sebebiyle bu arkadaşın önüne geçecek.
Burada suçlamamız gereken şey kötü eğitim sistemimiz içinde yer alan berbat İngilizce eğitimimiz tabi ki. Ancak bir yandan bu kötü sistemi eleştirirken bir yandan kendinizi kurtarmanız gerekiyor. İngilizce bilmemek kendinizi geliştirmenize engel, çünkü tüm yeni kaynaklar İngilizce olarak çıkıyor. Dolayısıyla iyi bir işe girmenize de engel. Bunun yanında sosyal hayatta da İngilizce bilmemek hep karşınıza çıkacak ve hep moralinizi bozacak. O yüzden eğitim hayatınız boyunca her gün azar azar çalışarak durumunuzu orta bir seviyeye getirin. Daha sonra para kazanmaya başlayınca düzenli olarak İngilizce kursuna gidin. Eğer maddi imkanınız el veriyorsa hemen bu kurslara yazılın.

Açık Kaynaklı Yazılım
İşe alımlarda ilk bakılan yerlerden biri kişinin Github hesabıdır. Burada çok yeni, sofistike bir yazılım geliştirmenize gerek yok. Dikkat etmeniz gereken en önemli şey projenin "Readme" kısmıdır. Siz burada yazılımın arkasındaki fikri iyi anlatabiliyor musunuz, kurulum ve kullanım adımlarını güzelce yazabiliyor musunuz, kullanım alanlarını örneklendirebiliyor musunuz.. önemli olan bunlardır. İyi dokümante edilmemiş bir projenin içeriği müthiş olsa da bir anlamı olmayacaktır.

Soru Sorma Yeteneği
Çoğu üniversite öğrencisinde ya da yeni mezunda gördüğüm problem düzgün soru soramamalarıdır. Giriş-gelişme-sonuç şeklinde ele alınan, gereksiz detaylardan arındırılmış sorular sorabiliyorsanız, mutlaka aradığınız cevabı bulursunuz. Üniversitedeyken Chris Stephenson hocanın bir dersinde düzgün soru sorabilme konusunu işlemiştik. Burada Stackoverflow'da sorulan soruları inceleyip nasıl iyi soru sorulur konusuna değinmiştik. Dersin forumunda hoca, iyi soru sorabilen öğrencilere ek puan verirken kötü soruları cevaplamıyordu. Bu ders, üniversite hayatımda aldığım en iyi derslerden biriydi. Hala daha pek çok mecrada fake hesaplarla onlarca soru sorup cevaplar alırım.

Araştırma Yapma ve Sonuçları Yazıya Dökme
Diğer bir gördüğüm problem de üniversitelerde tez yazma ile ilgili bir ders verilmiyor oluşu. Öğrencilerden tez yazmaları bekleniyor fakat bunun metodolojisi düzgün öğretilmiyor. Dolayısıyla öğrenci bir probleme yönelik hipotez nasıl geliştirilir, nasıl deneyler yapılır ve sonuçlandırılır kısmına hakim olamıyor. Bu metodolojiyi iyi öğrenmeniz ileride konferanslarda sunum yapmak istiyorsanız çok önemlidir.

Güvenlik
Güvenlik de aslında doktorluk gibi farklı dallara bölünmüştür. Web, network, tersine mühendislik, zararlı yazılım vs. pek çok alan olduğu gibi ofansif ve defansif güvenlik olarak da ayırmak mümkündür. Öğrencilerin %90'ı tabiki daha "havalı" olduğu için ofansif güvenliğe yönelmek ister. Bunda bir sıkıntı yok. Ancak ofansif güvenliğin yol açtığı ilüzyonların da farkında olmanız gerekir.
Ofansif güvenlik geri dönüşü çok hızlı alınabilen bir alandır. Örneğin web güvenliği çalışmaya başlarsınız, XSS isminde bir zafiyet öğrenirsiniz, Burp Suite yazılımını kullanmayı öğrenirsiniz, X isimli websitede bu zafiyeti bulup bayram edersiniz. Ancak ne yazık ki bu sizin iyi bir güvenlikçi olduğunuz anlamına gelmiyor, siz bir script kiddie oldunuz. Script kiddie'lerin de önünde çok parlak bir yol yok. İyi bir güvenlikçi olmak istiyorsanız şunlara dikkat etmelisiniz:

  1. Önce sistemlerin nasıl çalıştığını iyi kavrayın, sonra güvenliğini araştırın. Mesela derste network konusu işleniyorsa önce bunun çalışma prensibini araştırın, sonra burada oluşabilecek saldırıları araştırın.
  2. Saldırılara karşı alınacak defansif çözümleri de araştırın. Örneğin web güvenliğini araştırıyorsanız ortaya çıkabilecek zafiyetlerin geliştiriciler tarafından nasıl çözülebileceği konusuna da kafa yorun.
  3. Antreman platformlarında pratikler yapın. Örneğin web uygulama güvenliğini araştırıyorsanız kendinden zafiyetli DVWA gibi platformlarda denemeler yapın.

Eğitim Kampları ve Topluluklar
Linux Yaz Kampı, Akademik Bilişim ve benzeri kamplara mutlaka katılmaya çalışın. Burada hem teknik anlamda kendinizi geliştirirsiniz, hem de çevreniz genişler. Eğer bunlara katılma imkanınız yoksa bulunduğunuz okulda ya da şehirdeki güvenlik topluluklarına dahil olup buralarda zaman geçirin. Çevrenizi genişletmeniz sektörde yükselmenize ve iş bulmanıza katkı sağlar.

Staj
Üniversite son sınıfa yaklaşırken uzun dönem stajyer arayan firmaları tespit edip buralara başvurun. Uzun dönem stajınız bittikten sonra çok büyük ihtimalle işe alınırsınız. Alınmazsanız bile farklı bir firmada başlama ihtimaliniz çok çok yüksektir. Bir iki aylık yaz stajları yerine son sınıfta senelik staj yapmanız sizin için daha iyi olacaktır.

Diğer Konular

Burada da hedefler konusunda yer vermediğim ancak sıkça sorulan bazı konular hakkında görüşlerimi söylemek istiyorum.
CTF'ler
CTF yarışmaları güvenlik sektörünün sporudur. Spor dememin sebeplerimden biri CTF'lerde karşınıza çıkan soruların genellikle gerçek hayatta bir karşılığı olmaması. İkincisi ise daha çok antreman yapan (örneğin eski CTF'lerin writeup'larını okumak) kişilerin öne geçiyor oluşu. CTF'ler güzeldir, eğlencelidir fakat bir öncelik olarak görülmemelidir.

Bug Bounty
Bug bounty konusu günümüzde en çok konuşulan konulardan biri. Bug bounty sayesinde 18 yaşındaki biri, kıdemli bir güvenlik uzmanının bir senede kazandığı parayı bir ayda kazanabiliyor. Bu açıdan bakınca çok güzel. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bazı konular var.

  1. Bug hunter gerçekten önemli uygulamalarda sofistike açıklar mı buluyor, yoksa düşük profilli sitelerde XSS bulan bir robota mı dönüşmüş? Eğer ilkiyse süper, böyle aynen devam. İkincisi ise bu yaptığı eylem onun iyi bir güvenlikçi olmasına pek katkı sağlamıyor.
  2. Kişi bulduğu güvenlik açıkları hakkında detaylı bilgiye sahip mi? Sıklıkla karşılaştığım bir durum da şu: kişinin çok sayıda bug bounty'si var ancak bulduğu güvenlik açıklarının nasıl çözülebileceğine dair bir fikri yok. İyi bir güvenlikçinin problemlere çözüm de sunması gerekli.

Sertifikalar
Sertifikaların bir kişinin bilgisini ispatladığına inanmıyorum. Sertifikadan ziyade kişinin ortaya koyduğu çalışmalar bence daha önemlidir. O yüzden kariyerinizin başında sertifika almak için uğraşmayın. İşe girin, şirketiniz şart koşarsa sertifika alırsınız.

Yüksek Lisans
Gördüğüm kadarıyla Türkiye'deki siber güvenlik yüksek lisansı bölümleri kurs gibi çalışıyor. Eğer akademik bir kariyer hedefliyorsanız buraları size tavsiye etmem. Eğer buraları bir kurs gibi değerlendirirseniz işinize yarayabilir. Ancak maddi imkanınız sıkışıksa buralara para harcamanızı tavsiye etmem.
submitted by utku1337 to trsec [link] [comments]


NASIL DJ OLUNUR ,DJ OLMAK İSTEYENLER BURAYA WORK AND TRAVEL BAVULUNDA NELER OLMALI? WORK AND TRAVEL YOLCULARINA 10 ÖNEMLİ TAVSİYE! Köy İşleri  Köy Özlemi  Çorum  Seus Nerede? Bi Takım İşler - YouTube Sezai Karakoç  Hızır'la Kırk Saat II Akbaş Kumlama Enjeksiyon - YouTube HALKBANK İNTERNET ŞİFRE AL(abone olursanız sevinirim) Sedat Laçiner - Çözüm Süreci: Nerede Hata Yaptık? - YouTube

İntern Doktor Ne Demek? İnternler Hakkında TÜM Detaylar ...

  1. NASIL DJ OLUNUR ,DJ OLMAK İSTEYENLER BURAYA
  2. WORK AND TRAVEL BAVULUNDA NELER OLMALI? WORK AND TRAVEL YOLCULARINA 10 ÖNEMLİ TAVSİYE!
  3. Köy İşleri Köy Özlemi Çorum Seus Nerede?
  4. Bi Takım İşler - YouTube
  5. Sezai Karakoç Hızır'la Kırk Saat II
  6. Akbaş Kumlama Enjeksiyon - YouTube
  7. HALKBANK İNTERNET ŞİFRE AL(abone olursanız sevinirim)
  8. Sedat Laçiner - Çözüm Süreci: Nerede Hata Yaptık? - YouTube
  9. KAŞIK CİPS YENİDEN BİMDE :) (TADI ÇOK KÖTÜYDÜ)
  10. İSLAM DİNİNİ ÇÜRÜTENLER

GEÇİŞ YAPARKEN TAKİP EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR VE DJ OLMAK İSTEYEN ARKADAŞLARA BAZI TAVSİYELER.VİDEOLARIMI İZLEYİN ÇOĞU ŞEYİ ÖĞRENECEKSİNİZ how to beat maching tutorial first ... eskİsİ gİbİ artik Şubeye gİdİp İŞlerİ Şubeden veya atm den yapmak devrİ bİtİyor. ÇoĞu İŞlemler İnternetten kolaylikla yapilabİlİyor. SIRA BEKLEME VS GİBİ DERTLER DE ORTADAN ... Skip navigation Sign in. Search 0535 313 33 44. Skip navigation Sign in Çözüm Süreci: Nerede Hata Yaptık? Temel kural olarak iktisadi-içtimai sorunları iktisadi-içtimai araçlarla, askeri sorunları askeri araçlarla, siyasi sorunla... Köy işleri köy özlemi tarlada çalışmak konulu eğlenceli videolar çektik. Köy Hayatı nı vlog haline getirdik. Dünya turu nda kim bilir ne macera lar ne youtub... SELAM GUYS BEN SAHAN VE BUGUN BIME TEKRARDAN GELEN KASIK CIPSI DENEDIM TADI IGRENCT TI BENCE DENEMEYIN VIDEOYU BEGENMEYI KANALIMA ABONE OLMAYI UNNUTMAYIN SISKO SIZI SEVIYOR BYEYE ️ lays kaşık ... 1-Şirketin size verdiği belgeleri bir dosya içinde mutlaka el çantanızda bulundurun, kesinlikle unutmayın. Çünkü o belgelere ülkeye giriş yapana kadar çoğu yerde bakıyorlar. DİYANET İŞLERİ BAŞKANI NE YAPMAK İSTİYOR 07.ARALIK.2018 SAAT: 20.25 https://twitter.com/memduhtv https://www.facebook.com/memduhsb Buradan bir hatırlatma yapmak istiyorum. Gelen çoğu mesajlarda herkes burada yapılan işleri paylaşmak istemiyorum diyor. Bize kalmasını istiyoruz, herkes bilmesin diyorlar.